arşiv

0, 2011 için arşiv

Sosyal Medya ve Halk Hareketleri

Çarşamba, 20 Tem 2011 yorum yok
……………………….Tunuslular Leyla Trabelsi ve ailesinden nefret ediyor…………………………….Leyla Trabelsi, 1992’de Zeynel Abidin Bin Ali ile evlenmeden önce, eğitim seviyesi düşük aileden gelen bir kuafördü. Fakat First Leydi olduktan sonra ailesiyle birlikte Tunus’un en önemli şirketlerinde büyük hisse sahibi oldu. Tunus iş dünyasının yarısı evlilik yoluyla mutlaka bir Bin Ali bağlantısına sahip. Leyla Bin Ali ve geniş ailesi Trabelsi’ler Tunus halkının öfkesini çekiyor. O ve ailesinin düşük sosyal statüsü, eğitim seviyesi ve tüketim düşkünlüğü hakkında sık sık iğneli sözler işitiyorum.
Plaj kenarındaki villaya tatlılar Fransa’nın St. Tropez kentinden getirildi. Çok sayıda hizmetli vardı. Günde dört tavuk yiyen bir kaplan besliyorlardı…………………………… Leyla Trabelsi’nin fahiş tüketim harcamaları var…………………… Ailesinin ülkenin önemli şirketlerini eline geçirdi.  Bin Ali’ler bir Mafya Ailesi gibi….  

Romalılara kök söktüren Kartacalılar’ın torunlarının devrim macerası, Wikileaksten sızan ve ABD’nin Tunus Büyükelçisi F.Godec tarafından 2009 yılında ABD’ye gönderilen “Tunusta Yolsuzluk, Senin Olan Benimdir.” başlıklı belgenin kamuoyuna sızması ile başladı. İsmini ülkenin milli çiçeği Yasemin’den alan devrim, bütün Arap dünyası’nı etkisi altına alan Arap Baharı’na da ilham kaynağı oldu. Arap Baharı, Twitter, Facebook, Youtube özelinde, internet ile ülkelerin, siyasal ve sosyal yapılarına nasıl müdahale edilebileceği konusunda bulunmaz örnekler taşıyor. Kimilerine göre devrim sosyal medya’nın eseridir. Kimilerine göre ise durum çok abartılıyor. Peki nedir bu işin gerçeği?

Önümüzdeki birkaç yazı da sosyal medya’nın halk hareketlerine etkisini incelemeye çalışacağım. Bu çalışma sırasında “Arap Baharı” bize laboratuar işlevi görecek. Konu üzerine yazarken, çerçeveyi mümkün olduğunca geniş tutmayı düşünüyorum,  Çalışma uzun bir  zaman dilimine yayılacağından dolayı araya güncel yazıları da alabilirim. Konu ile ilgili yazdıklarımı Sosyal Medya ve Sosyal  Aktivizm Katagorisi altında derleyeceğim. Katagorilerden ilgili başlığı tıkladığınızda ilgili tüm yazıları bir arada bulabileceksiniz. Çalışma sırasında şu sorulara cevap arayacağım.

1. Sosyal medyanın, sosyal hareketler üzerine etkisi nedir?

2. Sosyal medya üzerinden oluşan halk hareketlerinin temel karakteristiği nelerdir?

2. Sosyal medya bir dış politika aracı olarak kullanılabilir mi?

3. Devletlerin sosyal medyaya yaklaşımı nasıldır?

4. Yaş ortalaması “28” olan ülkemizi sosyal medya alanında nasıl fırsat ve tehditler beklemektedir?

Böyle bir çalışmanın, önemli bir ihtiyacı karşılayacağını ve gelecek adına yol gösterici olabileceğini düşünüyorum. Konu ile ilgili görüş, öneri, istek ve desteğinizi sonmezmuratt@gmail.com adresine bekliyorum.

Yanlış Bilginin Maliyeti

Salı, 12 Tem 2011 yorum yok

“Araştırmalar, yanlış bir bilginin doğrusu ile yer değiştirmesi için, bilginin ilk kez yerleştirilmesine göre 17 kat daha fazla zaman, para, ve insan gücü harcanması gerektiğini söylüyor”  Kadışegil (İtibar Yönetimi)

Categories: Altı Çizili Satırlar Tags:

Bir kırıntının değeri nedir ki?

Cuma, 08 Tem 2011 1 yorum

Rahmetli annenemin yer sofrasındaki hali gelir, bazen gözümün önüne, yemek bittikten sonra sofra peşkirindeki ekmek kırıntılarını büyük bir özenle teker teker toplaması ve yemesi, Her bir ekmek kırıntısına verdiği değer ve özen canlanır hayalimde. Çocuk aklımla bir gün sormuştum:” Anneanne neden kırıntıları yiyorsun, doymadın mı?”  Anneannem gülümsedi. “Bereketin hangisinde olduğu bilinmez evladım, belki sofranın bereketi o peşkire düşen kırıntılardan birindedir, hiç birini ziyan etmemek gerekir.” Bir kırıntı ve anneannemin bir kırıntıya verdiği olağanüstü değer. Garip; bir kırıntının değeri nedir ki ?

Kevin Carter (1960-1994), Güney Afrika doğumlu fotoğrafcı, kariyerinin büyük kısmını, ırkçı Güney Afrika rejimin halka yaptığı zulmü fotoğraflayarak geçirdi. Bang bang kulübü denilen ve vahşetin paparazziliğini yapmakla suçlanan fotoğrafçılık cemiyetinin üyesi idi. Bağlı bulunduğu ajans ’90 lı yılların başında, oradaki açlığı fotoğraflaması için kendisini Sudan’a gönderdi. Yandaki fotoğrafı ’94 yılında çekti. Fotoğraftaki kız çocuğu birkaç kilometre ilerdeki, BM Gıda yardım merkezine varmak istiyor, hemen ardındaki akbaba ise onu yemek için ölmesini bekliyordu. Carter, kız çocuğunu yardım merkezine götürmek yerine orada bıraktı ve çocuğun durumuna kayıtsız kaldı.  Sonuçta o bir fotoğrafçı idi ve sadece işini yapıyordu!!! Akbabanın fotoğraf çekilirken kaçtığını söyledi ama kızın sonunun ne olduğunu kimse bilmiyor.

Carter çektiği bu fotoğrafla Plutzer ödülünü kazandı. Hayal edemeyeceği bir üne kavuştu. Parlak şaşalı bir hayatın içinde buldu, kendini. Ancak ödülü aldıktan birkaç ay sonra “Hayatın ızdırabı yaşama zevkime galip geldi.” yazan bir not bırakarak intihar etti.

Aşağıdaki satırlar  Salim Kadıbeşegilin, İtibar Yönetimi kitabından ” Yeryüzünde 1 milyar insan günde bir doları bile bulmayan bir para ile geçinmek zorunda. 2.7 milyar kişi ise bunlardan biraz daha şanslı. Bunların, günlük geliri düzeyi 2 dolar! Her yıl 11 milyon çocuk yaşama veda ediyor. Bunların büyük bir çoğunluğu 5 yaşın altında ve 6 milyonu önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Birleşmiş milletlerin raporuna göre dünyamızda her gün 800 milyon kişi yatağına aç giriyor ve bunların 300 milyonu çocuk! “

  Kevin Carter’ın ne kadar vicdansız bir adam olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Bir çocuğun ölümüne göz yuman ve kayıtsız kalan bir insana, başka ne denir? Dolu midemle!!! olayın şahsen beni, üzdüğünü söyleyebilirim. Eminim sizde etkilenmişsinizdir. Bu arada ufak bir haber vereyim. Tam şu anda açlıktan ölmek üzere olan yaklaşık 40 milyon çocuğun arkasında akbabalar bekliyor.

Biliyorum, herkesin kendine göre derdi var. Haklısınız, hayat zor. Geçim derdi ağır. Hepimizin bazı sıkıntıları var. Ancak baştaki soruyu tekrar sorup, konuyu vicdanlarınıza havale ederek, bitirmek istiyorum.

Bir kırıntının değeri nedir ki? 

İdeal Sosyal Ağın Peşinde

Pazar, 03 Tem 2011 1 yorum

Bilim felsefecileri, insanoğlunun medeniyet gelişiminin alet yapmayı öğrenmesi ile başladığını söylerler. Kolun uzantısı olan çekiç, elin uzantısı olan pense, parmağın uzantısı olan kanca geliştikçe insanlığın medeniyet yürüyüşü de hızlanmıştır. Bu çerçevede ideal alet, insanın bir parçası olmaya en yakın ve az kuvvetle, en fazla etkiye sahip olan olarak tanımlanabilir. İnternet tabanlı sosyal ağlar, bilim ve teknolojinin insanoğlunun hizmetine sunduğu ideal olma yolunda mesafe alması gereken, iyi birer alettir. Peki ideal bir sosyal ağ nasıl olmalıdır?

1. Kullanıcının elini, gözünü ya da vücudunun her hangi bir organını kullanıyormuşcasına, rahat bir şekilde yön verebildiği biçimde tasarlanmalıdır. Üyeleri sosyal ağı kullanırken arkadaş ya da aile ortamında sohbet ediyormuş gibi,  hiç bir uğraşıya gerek kalmaksızın kendilerini ifade edebilmelidirler.En düşük zeka seviyesindeki üyenin bile rahat kullanabileceği bir şekilde tasarlanmalıdr. Bu olay düşük seviyedeki üyeye kolaylık olarak gözükürken, yüksek seviyedeki kullanıcıya rahatlık olarak etki edecektir. Üst seviyedeki kullanıcı hiç bir direnç olamaksızın sistemi kullandığından dolayı keyif alacaktır.

2. Sosyal ağ kullanıcısına, evinin duvarlarının sağladığı kadar güvenli bir ortam oluşturabilmelidir. Kişi iletişim kurmasını sağlayan vucut organlarının hakimiyetine ne kadar sahipse, paylaşım konusunda kullandığı sosyal ağın paylaşım sınırlarına o kadar sahip olmalıdır. İstemediği hiç bir bilgi, hiç kimse ile paylaşılmamalı, her istediğini istediği herkes ile paylaşabilmelidir.

3. Sanal dünyada yer alan sosyal ağ, gerçek dünyaya alternatif değil onu destekler, onun işini kolaylaştırır şekilde çalışmalıdır. “Fayda”,  burada vazgeçilmez unsurdur. Sosyal ağ kişinin gerçek hayatını daha kötü hale getirmenin yerine onu imar eden bir yapıya sahip olmalıdır. Burada önemli olan kullanıcının sanal ortamda gerçek dünyayla bağlantılarının kopmamasını sağlamaktır.

Mevcut sosyal ağlar incelendiğinde daha alınacak çok yolun olduğu görülmektedir.