arşiv

0, 2012 için arşiv

Çok Okunan Bir Blog Yazmanın 8,5 Kuralı

Çarşamba, 29 Şub 2012 5 yorum

Çok takip edilen bir bloğun temel özellikleri nelerdir. Gelin birlikte göz atalım.

  1. Renginiz Olsun: Bloğunuzun bir tarzı ve bir konusu olsun. Okuyucular bloğunuza girdiklerinde ne bulacaklarını az çok tahmin edebilsinler. Marka olmak istiyorsanız bu madde vazgeçilmezdir.
  2. Çevrenizi Bloğunuzdan Haberdar Edin: Eğer babanızın ismi Fatih Terim değilse (Buse Terim’in popüler bir moda bloğu var) Bloğunuzun tutunabilmesi için bir kaldıraca ihtiyacınız var. En iyi kaldıraç birinci dereceden çevrenizdir. Yüzyüze görüştüğünüz herkese bloğunuzdan bahsedin. Çekinmeyin prestij bile sağlar…
  3. Sosyal Ağlar İle Sıkı Entegrasyon: Yakın çevrenizi oyuna dahil edin. Yeni yazılarınıza sosyal medya hesaplarınızda link verin. Blog yazdığınız konu ile ilgili Facebook ve Linkedin gruplarına üye olu. Yazılarınızı oralarda da paylaşın. Ayrıca okuyucularınızın, yazılarınızı, kendi sosyal medya hesaplarında paylaşabilmelerini sağlayan araçları onlara sunun.
  4. Samimi Dil:Yazarken konuşur gibi yazın. Takipçileriniz cumhurbaşkanlığı basın açıklamasını okuyormuş hissine kapılmasınlar. Bu madde biraz da bana 🙂
  5. Doğru Seçilmiş Fotoğraf: Yazılarınızda mutlaka ama mutlaka iyi seçilmiş görseler kullanın. Yazılarınız diğer sosyal ağlarda paylaşıldığında resimli olanların trafik alma yüzdesi çok daha yüksektir.
  6. Güncelleme Sıklığı Kaliteyi koruyarak yazabildiğiniz kadar fazla yazın. Tabii bir de istikrar önemli. Bir hafta hergün yazıp öbür hafta tek bir yazı yayınlarsanız bir anlamı olmaz. Haftalık yazabileceğiniz yazı sayısını belirleyin sonra o hafta, o sayıda yazıyı mutlaka yayınlayın.
  7. Diğer Blogları Takip: Diğer Blogları takip edin, onlara ziyaretçi gönderin… Emin olun bu iyiliğiniz boşa gitmeyecektir.
  8. Sabır: Bu madde bir buçuk madde değerinde. Sabretmeniz gerekiyor. Bir bloğun tutması zaman alır. Ancak bu zaman zarfında,  yukarıdaki 7 maddeyi doğru yaptığınız taktirde her hafta aldığınız ziyaretçi sayısı mutlaka artar. Rahat olun ve sabredin.

Zuckerberg! Sır saklar mısın?

Pazartesi, 27 Şub 2012 yorum yok

Genç adam kameranın içine bakarak “hayatınızla ilgili daha fazla şeyi dünya ile paylaşacaksınız, çünkü yeni trend bu” diyordu.

Zuckerbergten söz ediyorum. Facebook’un göz önündeki CEO’sundan… Yeni trendin kişisel yaşamı tüm dünya ile paylaşmak olduğunu söylüyor. Elimizdeki en eski yazılı metinler 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bilebildiğimiz kadarı ile insanlar 5000 yıldır yazı ile; dünya üzerinde varoldukları andan itibaren de çeşitli araçlar ile haberleşiyor. Bu iletişimin çok basit bir işleyişi var. Mesajı veren ve alan. Ne hikmetse Facebook icat olduktan sonra mesajı veren var ama mesajın kime gittiği, alması gerekeninin de alıp almadığı belli değil.  Arkadaşlarınız görsün diye yüklediğiniz bir resim; İstihbarat servislerine, büyük şirketlere ya da hiç tanımadığınız bir yabancıya gidebilir. Pardon yabancıya gitmemesi için üç ayda bir değiştirilen (çünkü üç ayda üyeler nasıl çalıştığını çözüyorlar) bir gizlilik ayarı var. İstihbarat servisleri ve büyük şirketler ile ilgili kısmını ise taktirlerinize bırakıyorum. Bir de silme kısmı var ki hafızanız siler ama facebook hiçbir şeyi silmez.

Üşenmemişler facebooksuz bir hayatta, facebook’un kuralları ile nasıl yaşanabileceğine dair bir video hazırlamışlar. Bunu yaparkende facebook’un filmi olan filmi “social network” ten ilham almışlar. Keyifle izledim. Nasıl bir trend içinde olduğumuzu kimin trenine bindiğimizi göstermesi açısından da önemli… hadi, dürttüm sizi…

http://www.youtube.com/watch?v=OXVg8NdIMvw

Bir reklamcılık efsanesi “Think different”

Pazar, 26 Şub 2012 yorum yok

apple logo Yıl 1997… Steve Jobs kovulduğu Apple’a CEO olarak geri dönüş yapmıştır. Şirketin hisse senetleri tabandadır ve bir çok kişinin gözünde Apple artık ölmek üzere olan bir şirkettir.

Aynı yıl Steve Jobs TBWA/Chiat/Day reklam ajansının Los Angales ofisini Apple’ın kaybettiği imajını geri kazandırmaları için görevlendirir. Ekibin başında Apple için efsanevi 1984 reklamını yapan Lee Clow vardır.Muhammed Ali

Ajansın işi oldukça zordur. Gazeteler Apple’ın ürettiği bilgisayarlardan iş için uygun olmayan oyuncaklar olarak söz etmektedirler. Saatler süren yorucu çalışmaların sonunda reklam için 20. yüzyılın önemli şahsiyetlerinin kullanılmasına karar verilir. Reklam ajansı fikri ilk açtıklarında Steve’in tepkisi  ” İyi iş çıkarmışsınız ancak Apple’ın logosunu bütün o dahiler ile birlikte kullandığım taktirde, insanlar benim tam bir narsist olduğumu düşünecekler; basın beni şişe geçirir” olur. Odada tam bir sesizlik… Çünkü ajans fikrine son derece güvenmektedir ve çantadaki tek fikir de budur. Sonra Steve odada bir tur atar ve hazırlanan posterlere bir daha bakar. ” Kimin umurunda, bunun üzerine çalışalım” der. Önce gazete ve dergi reklamları hazılanır. Sonra da 60 saniyelik  bir televizyon reklamı oluşturulur.

Slogan “Think different”

Apple’ın ezeli rakibi IBM yeni piyasaya sürdüğü “think pad”ler için “think IBM” sloganına gönderme yapan “Think different” sloganı kullanılır. Bu slogan aynı zamanda firmanın işine  bakış açısını ortaya koyması açısından da önemlidir.

Kullanılan Şahsiyetler

Kampanyada 20. yüzyılı 17 ikonik şahsiyeti kullanılır. Bunlar reklamda çıkış sırası ile Albert Einstein, Bob Dylan,Martin Luther King, Jr., Richard Branson, John Lennon (with Yoko Ono), Buckminster Fuller, Thomas Edison, Muhammad Ali, Ted Turner, Maria Callas, Mahatma Gandhi, Amelia Earhart, Alfred Hitchcock, Martha Graham, Jim Henson (with Kermit the Frog), Frank Lloyd Wright and Pablo Picasso’ dur.

Sonuç

Apple hisseleri kampanyanın başlangıcından sonra 12 ay içerisinde 3 kat artar. 1998’de Apple efsanevi renkli kasa bilgisayarlarını çıkarır. Kendisinden oyuncak imalatçısı olarak bahsedilen firmanın, renkli kasaya sahip bilgisayaraları  “farklı düşün” sloganı sayesinde tutku objelerine dönüşür. Kampanya bir çok ödül alır ve reklamcılık tarihinin esaneleri arasına geçer.

Zorundamıyım” ı bize layık görenlerin kulakları çınlasın. Aşağıda reklamı türkçe altyazılı olarak bulabilirsiniz.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=4-TRErxV8hE]

Facebook vs Pinterest

Cumartesi, 25 Şub 2012 2 yorum

Pinterest ile ilgili geçen hafta yazdığım yazı oldukça ilgi gördü? (Pinterest nedir ve neden önemli? ) Pinterest Facebooktan sonraki büyük sosyal medya olayı haline gelir mi? Facebook ile karşılaştırarak bu konunu üzerine biraz daha kalem oynatmak istiyorum.  İki siteyi birkaç başlık altında değerlendirelim.

Foksiyon

Facebook üyelerinin birbirleri ile haberleşmelerini sağlayan bir sistem. Bu sistem içerisinde sevdiğiniz, ilgilendiğiniz şeyleri paylaşabileceğiniz gibi, kişisel mesajlarınızı da diğer üyelere iletebilirsiniz. Oysa pinterest tamamen görsellik üzerine kurulmuş bir yapı. Yazılı kişisel mesaj oluşturmanız mümkün değil ancak görsellere açıklama yapabiliyorsunuz. İletişim aracı olarak zayıf kalması pinterestin eksik yönü…

Facebook=1 Pinterest=0

Tasarım

Basit, kullanımı kolay ve seçilmiş görsellerden oluşan bir duvarı ile tabiiki Pinterest galip…

Facebook=1 Pinterest=1

Kullanıcı deneyimi

Facebook şu anda, bu şekilde sıfırdan piyasaya çıkmış olsaydı. Kullanılabilmesi için telefon defteri kalınlığında bir kılavuza ihtiyaç vardı. Bu hali ile kalabalık ve karmaşık bir yapı . Oysa pinterest oldukça sade ve kullanımı keyifli…

Facebook=1 Pinterest=2

Sürdürülebilirlik

Facebook’ta oluşturulabilecek içerik yelpazesi çok daha geniş. Ayrıca kullanıcılarının hayatlarındaki her değişikliğin bir güncelleme değeri var ve bir “post” olarak karşılığını bulabiliyor. Pinterest yapı itibari ile buna izin vermiyor. Ayrıca son gelen istatistikler, kullanıcılarının orjinal içerik oluşturmak yerine daha ziyade var olan içeriği “repin” ettiğini gösteriyor.

Facebook=2 Pinterest=2

Entegrasyon 

Her iki sitenin de diğer yapılarla entegrasyonu son derece kuvvetli. Facebook internette dışa giden tüm bağlantıların %26’sını, pinterest ise %2,5’ini karşılıyor. Ancak dikkatiniz çekerim bu işi 11 milyonun biraz üzerinde üye ile yapıyor. Buna rağmen enterasyon konusunda hala facebook önde…

Facebook=3 Pinterset =2

Maddeler ve kıyaslamalar çoğaltılabilir. Ancak sonuçta Facebook hep bir adım önde olacaktır. İşin özü itibari Pinterestte ilginç bulduklarınızı, Facebook’ta ise hayatınızı paylaşıyorsunuz. Sizce kıyas kabul eder mi?

Reklamın Kötüsü Nasıl Olur?

Perşembe, 23 Şub 2012 yorum yok

” 63,3 milyon abonesiyle faaliyette bulunduğu dokuz ülkenin beşinde pazar lideri olan Turkcell, bölgesel bir liderdir. Temmuz 2000 yılından bu yana hem NYSE, hem de İMKB’de kote olan Turkcell; NYSE’de kote olan tek Türk şirketidir. “

“Avrupa’nın da abone bazında en büyük üç GSM operatöründen biridir.”

Yukarıdaki cümleler Turkcell internet sitesinin kurumsal tanıtım bölümünden “bir dünya şirketi” başlığı altındaki kısımdan alındı.

Aşağıdaki video da Turkcell’in Youtube’daki resmi kanalından… Televizyonda dönen iki dakikalık “zorunda mıyım? ” isimli reklam. Tahammül edebilirseniz seyredin üzerine birşeyler söyleyeceğim.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=Gvkkd8cJvpI&list=UUtnL0xKKLRUam47Y2W5wegg&index=1&feature=plcp]

  1. Verilen yanlış mesajlar yüzünden Öztürk’ün kurduğu Öztürkcell şirketi, rakip şirketlerle değil bizzat Turkcell ileözdeşleşmektedir. Öztürkcell için kullanılan imgeler buna sebebiyet vermektedir. Bu reklam rakipleri tarafından Turkcell’in marka iletişimini bozmak için yapılmış olsa ancak bu kadar başarılı olurdu.
  2. Turkcell logosu yakın zamanda değişti. Artık antenleri logoda kullanıyorlar. Yani antenlere çok uzun bir süre ihtiyaçları olacak. O antenleri sevimli çocuklardan sonra Şahan’ın küçük kopyalarına takmakmaya gerek yoktu. Amaç antenleri tüketicinin gözünde itici kılmaksa başka yollar da bulunabilirdi.
  3. Reklamda verilen mesajın yanında, reklamın sonunda damakta kalan tat da önemlidir. Bu çerçevede bu tiplemelerin kimin ağzında iyi tad bırakacağını ve bu kitlenin Turkcell’in ana hedef kitlesi olup olmadığını merak ediyorum. Türkiye’nin dev bir teknoloji şirketinin reklamının geçtiği mekan “pavyon” benzeri bir yer mi olmalıydı?

Bir yanda Türkiye Kumbarası gibi muazzam bir sosyal sorumluluk projesi yürütülüyor. Bir yandan da paspaye bir markailetişimi… Bir Turkcell kullanıcısı olarak buna katlanmak zorunda mıyım?

Nasıl Kişisel Marka Olunur?

Perşembe, 23 Şub 2012 yorum yok

Kişisel marka olmaya dair güzel bir infografik. İsmini marka haline getirmek isteyenlere adım adım bir yol haritası çiziyor.

personal Branding

Doğru Bakış Açısı…

Pazartesi, 20 Şub 2012 yorum yok

Uzun uzadıya yorum yapmaya gerek yok. Yönetim sistemlerinin ana hedefi, yönettikleri milletin mutluluk ve refahı olmadıkça taşlar yerine oturmayacak.

Yukarıdaki kural sanal ortam için de geçerli. Sosyal ağlar, kullanıcılarını kişisel bilgileri pazarlanacak değersiz mahlukatlar olarak görmekten vazgeçip, sistemin yapı taşı ve sahibi olarak görmeye başladıklarında gerçek manada kullanıcı dostu hale gelmiş olacaklar.

Pinterest Nedir? ve Neden Önemli?

Pazar, 19 Şub 2012 yorum yok

Son günlerde bir pinterest fırtınasıdır gidiyor. Peki nedir bu pinterest? Pinterest kısaca imgeleme üzerine kurulmuş bir sosyal ağdır.  Siteye kayıt sırasında tarayıcınıza yükleyeceğiniz bir eklenti ile internet üzerinde ilginizi çeken ya da bilgisayarınızdan yükleyebileceğiniz resimleri takipçilerinizle paylaşabiliyorsunuz. Resimlerinizi ilgi alanlarınız çerçevesinde gruplandırabilmeniz için “board” sistemi oluşturulmuş. Bu şekilde takipçileriniz sizin tüm paylaşımlarınıza ya da sadece bir alandaki paylaşımlarınıza abone olabiliyorlar. Paylaşacağınız her resim ile birlikte site sizden bir açıklama istiyor. Bu açıklamada ürünün fiyatını dolar ya da sterlin işareti ile yazdığınız taktirde ise ürün sizin “board” unuz dışında  “Gifts” isimli bölümde de otomatik olarak yayınlıyor.

Sitenin 10 milyondan fazla kullanıcısı var fakat çok hızlı bir şekilde artıyor. Bu artışta facebook ve twitter ile olan sıkı entegrasyonun da önemli faydası var.

Gelelim başlıktaki ikinci soruya Pinterest neden önemli? Madde madde sıralamak isterim.

  1. Yeni! İmgeleme ile sosyal ağ mantığı ilk defa bu kadar kullanıcı dostu bir şekilde entegre oldu.
  2. Dizaynı internetin geleceği olan mobil yapıya son derece müsait. (şu an iphone ve android uygulaması var.)
  3. Pinlenen resim imgelendiği sitenin bağlantısı ile beraber geldiğinden dolayı önemli trafik yaratıyor.
  4. Markalar için kendilerini kolay ifade edebilecekleri ve kuvvetli viral etki oluşturabilecekleri bir platform.

Peki pinterest “the next big thing” olur mu?  İnsanların kendilerini ifade etme ihtiyaçlarını karşılamada eksik bir sistem, ancak kısa sürede en az twitter’ın boyutuna geleceğini düşünüyorum. Geleceğin facebook’u için ise son derece ilham verici bir yapı… Fotoğrafı tıklayarak benim pinterest profilime de ulaşabilirsiniz.

Sosyal Medya İle İş Bulma

Cumartesi, 18 Şub 2012 yorum yok

Ulaştığı kitle ve kullanım miktarı dikkate alındığında sosyal medya, adayların işverenlere, işverenlerinse adaylara ulaşabilmelerini sağlayan ciddi bir araç haline gelmiştir. İşe alacağı adayları kendisine gönderilen fax üzerinden tanımaya çalışan şirketketlerin yerini, geniş kapsamlı sosyal medya taraması sonucu çalışan seçen şirketler almıştır. Peki öyle mi gerçekten?

Ortalama bir şirketin insan kaynaklarına, ortalama bir pozisyon için 500’ün üzerinde başvuru olur. Bu çokluk içerisinde profesyonelce yönetilen sosyal ağ hesaplarınızın, sesinizi duyurmada size bir faydası olur mu ya da nasıl faydası olur?  İsterseniz önce 3 büyük network üzerinden tartışalım sonra bir infografik vereceğim.

1. Facebook:  Eğer kullanıcı adresinizi cv’inizin bir yerine iliştirmemişseniz, insan kaynakları uzmanı tarafından network içerisinde bulunmanız zordur. Facebook’ta isminiz arandığında sizinle aynı ismi taşıyan en az  50 kullanıcı ile karşılaşılır. Cv’nizdeki takım elbiseli fotoğrafınızla, arama sonuçlarında çıkan ufak profil resminizin örtüştürülmesi zordur. İhtimaller üzerinden gidilir. Her facebook kullanıcısının şahsına münhasır gizlilik ayarı olduğundan dolayı, bir süre sonra aramaktan vazgeçilir.  Şundan emin olabilirsiniz neredeyse hiç bir insan kaynakları uzmanı ilk görüşme öncesi facebook profilinizi incelemeyecektir. Ancak ikinci görüşmeye çağırılırsanız garanti veremem. Eğer gizlilik ayarlarınızda time line açıksa onu derli toplu tutmanız menfaatinizedir. Burada dikkat edilecek husus paylaşımlar arasında aşırılıklar olmamasıdır. Çok az insan kaynakları uzmanı, facebooktaki paylaşımlarınızdan profesyonel yetilerinizi analiz etmeye çalışır. Facebookta sergilenen özel hayatınızdır.

2. Twitter: Facebook ile karşılaştırıldığında size ulaşılması çok daha kolaydır. Yeni profil özellikleri ile kendinizi facebook’a yakın oranda ifade edebileceğiniz araçlar sunar. Eğer belli bir alanda uzmanlığınız varsa, twitter hesabınızı, ilginizi çeken şeylerle beraber uzmanlık alanınızdaki bilginizi paylaştığınız yarı profesyonel bir platform haline getirebilirsiniz. Bu sizin için önemli avantaj sağlar. Ben sahsen twitter adresim olan @sonmezmurat’ı bu şekilde kullanıyorum.

3.  Linked-in: Amacı profesyonel network sağlamak olan bir ağın, iş bulma noktasındaki önemini sanırım anlatmaya gerek yok. Derli, toplu, düzenli bir hesaba ihtiyacınız var. Sizi işe alacak olan profesyonellerin de neredeyse tamamının orada olduğunu ayrıca söylemeye gerek yok sanırım. Görüşme öncesinde, görüşeceğiniz kişi ile ilgili bir linkedin taraması, sizin için oldukça faydalı olacaktır.

Aşağıda 2012 yılına ait bir infographic bulacaksınız.  Yukarıdaki analizime az çok paralel şeyler söylemiş. Şöyle toparlayabiliriz;  “ne kadar Linkedin o kadar iş.”

social media job

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi ile Sosyal Medya Yorumu

Perşembe, 16 Şub 2012 yorum yok

Görsel