arşiv

0, 2012 için arşiv

Twitter Üzerinden Satış Takımı Yönetimi

Pazartesi, 30 Tem 2012 yorum yok

Saha satış takımı yöneticileri bilirler. Bir satış takımının, sağlıklı bir şekilde takibi, zahmetli bir konudur. Teknolojinin de ilerlemesi ile bu iş için kullanılabilecek pek çok sistem ortaya çıktı. Ancak bunlar bir kısmı itibari ile son derece pahalı teknolojilerdir. Son yöneticilik deneyimimde satış takımının yönetim ve takibi için Twitter’ı kullandım. Paylaşmak isterim.

İlk olarak kendinize yönetici olaral bir twitter  hesabı açıyorsunuz. Uygun bir isim ve güzel bir resim iyidir. Burada Erol TAŞ’ın, bir yönetici için iyi bir avatar olacağını düşündüm. 🙂

Profil oluştururken unutmanız gereken en önemli nokta, tweetlerinizi korumaya almanız. Ayrıca sizi takip eden tüm satış takımının da aynı şeyi yapmasıdır. Aksi halde satış ekibinizle olan iletişiminiz rakipleriniz tarafından heyecan ile takip edilecektir. Kısa sürede önemli takipçi kitlesi kazanacağınızın garantisini veririm. 🙂

Şimdi tüm satış takımına ve iletşime dahil etmek istediğiniz kişilere de korumalı birer hesap açtırtın. Siz satış takımın üyelerini, onlar da sizi takip etsinler.

Ayrıca, satış ekibi, kayıt sırasında Tweet’lerime konum bilgisi ekle kutucuğunu işaretlemeyi ihmal etmesinler.

Ve operasyon… Sahadaki satışçı, görüşme sonrası kısa raporunu yazar, konum bilgisini de ekleyerek akıllı telefondan tweet’ini gönderir.  Satış yöneticisinin haber kaynağına tüm ekibin hareketleri lokasyon bilgileri ile beraber anlık olarak yansır. Satış yöneticisi tek kanaldan bütün ekibi yönetir. Ekip üyeleri de istedikleri taktirde diğer satış takımı ile hareketlerini paylaşacaklarından dolayı oluşan sinerji müthiştir. Kullanım garantili…

Bizi en son terk eden şey…

Cumartesi, 28 Tem 2012 yorum yok

Thales’e sorarlar:

-Sana göre dünyada biricik devamlılığı olan şey nedir?

-Umut.., diye cevap verir düşünür; zira bizi en son terketeden umuttur.

-Peki, öyle ise en kolay olan şey nedir?

-Başkasına nasihat vermek…

Categories: Hayat Tags: ,

What the Dog Saw (Köpeğin Gördüğü)

Cuma, 20 Tem 2012 yorum yok

Yazar: Malcolm GLADWELL

Yayınevi: Mediacat

Yorum:

Tipping Point; Blink ve Outliers gibi kitapların da yazarı olan GLADWELL  bu kitapta son on yıl içerisinde The New Yorker dergisi için kaleme aldığı en iyi yazıları toplamış. Birbirinden tamamen farklı konulara değinen bu yazılar, 440 sayfalık bir kitaba malzeme olmuş. Peki bu yazılar nelerden mi bahsediyor?

“Tıkanmakla panik olmak arasında nasıl bir fark var? Neden onlarca hardal çeşidi varken sadece bir çeşit ketçap var? Futbolculardan öğretmenlerin nasıl işe alınacağıyla ilgili ne öğrenebiliriz? Saç boyası 20. yüzyıl tarihiyle ilgili ne anlatır? Doğum kontrol hapının mucidinin acı hikayesi,  pasta sosunu icat eden öncü Howard Moscowitz’in şaşırtıcı icatları, Et fırınları satarken Amerikan mutfağının kralı Ron Popeil,  bir dokunuşuyla vahşi köpekleri sakinleştirebilen Cesar Millan. vs. vs. ”

Okumalı mı?

Eğer tatildeyseniz. Hayattaki tek şikayetiniz sıcak hava ve rahatınızı kaçıran sinekler ise. Enteresan bir şeyler olsa da kafa dağıtsam diye düşünüyorsanız, mutlaka okuyun. İşe yarar ve kitabı seversiniz. Ancak “bir kitap okuyayım da hayatım değişsin” modunda iseniz; sakın başlamayın bitmez çünkü 🙂 .

Dünya’nın bütün tabaklarını kırmak istiyorum!!!

Perşembe, 19 Tem 2012 yorum yok

425607_10150614394404139_1617383192_n

Categories: Hayat Tags:

İlk ipad Prototipi

Perşembe, 19 Tem 2012 yorum yok

Apple’ın Samsung ile yürüttüğü patent savaşları, zaman zaman kamuoyunun ilginç detaylar hakkında bilgi sahibi olmasını da sağlıyor. Bunlardan sonuncusu geçtiğimiz günlerde yaşandı. Apple’ın 2002 yılında geliştirdiği ilk tablet prototipi basına sızdı. Mevcut ipad’den biraz daha kalın olan bu prototipte “home” tuşu bulunmuyor.

İlk ipad’in çıkış tarihinin 2010 olduğunu göz önüne aldığımızda, çıkış tarihinden 8 yıl önce hazırlanan prototip bir hayli iddialı duruyor. Yıl 2012. 2020’de nasıl ürünlerle karşılaşacağız kim bilir. [slideshow]

Dokunmadan Satamazsın! -1-

Perşembe, 05 Tem 2012 yorum yok

Satış eğitimlerimin ilk maddesidir. “Müşteriye dokunmadan satış yapamazsın.”Müşteri ile ilişkiyi başlatacak ilk kontağı kuramamak, özellikle  kariyerinin başında olan satışçıların temel problemdir . Saatlerce teorik eğitimler alınır, ürün en ince detayına kadar öğrenilir, satış yöneticisi ile örnek görüşmelere gidilir. Ancak iş başa düştüğünde, bir türlü ilk telefon açılamaz, ilk kapı çalınamaz, ilk randevu alınamaz.

Böyle durumlarda gözden kaçan ama önemli bazı noktalar vardır ki; satışı yapacak kişiye anlattığınızda ilk adımın atılması çok daha kolay olur.

1. En kötü görüşmenin satışa dönüşme ihtimali bile, hiç yapılmayan görüşmeye göre daha yüksektir.

-Şu anda buraya bir şey satıyormuyuz?

– Hayır.

-Görüşmezsek bir şey satma ihtimalimiz var mı?

-Hayır.

-Peki ya görüşürsek?

-Belki satarız.

-İşte doğru cevap. O zaman satış ihtimalini arttıralım. Hadi görüşelim.

2. Satttığın üründe ya da bulunduğun sektörde yeni olabilirsin. Ancak konu ile ilgili sattlerce belki de günlerce eğitim aldın. Satınalmayı yapan kişi çok sayıda ve farklı kalemlerde satınalma yapıyorsa büyük ihtimal senin kadar ürüne hakim değildir. Eğer işinin uzmanıysa da senin ondan daha az bilgili olduğun, bilgisine sahip  değil. O zaman rahat ol! Rahat olursan bu şartlarda %80 işi toparlarsın. Rahat değilsen de üzülme ilk kural her zaman baki.

3. Satınalmayı yapacak kişi; yarı insan yarı makina olan bir android değil, işin özü itibari ile o da senin benim gibi bir insan. Satışla sonuçlanan görüşmelerin (ultra kurumsal görüşmeleri bir yana bırakıyorum) içerik itibari ile %20’si ürün ile ilgili kalan kısmı havadan sudan konular üzerinedir. Dikkat satışla sonuçlanan diyorum!!! Zaten %80 lik geyik kısmını çok iyi bilip icra ettiğin için bu meslektesin, yine rahat ol, görüşmede en iyi bildiğin işi yapacaksın.

Sonuç itibari ile müşteri ile bağlantıya geçme satışın ilk adımıdır. Bu adım da sanıldığının aksine en kolay adımdır. Unutmamalı “Yol ancak, yola çıkmayan ve yoldan korkanlar için uzundur”

Zor (Zar) Oyunu Bozar (bu da istatistiği)

Salı, 03 Tem 2012 1 yorum

GörselGoogle mühendislerinden Ben Gomes, geçtiğimiz günlerde San Francisco da düzenlenen Google etkinliğinde, Türk gazetecilerle Google ile alakalı pek çok güncel istatistik paylaşmış. Önceleri bu tip istatistiklerin tek şaşırtıcı yönü, içeriğini oluşturan rakamların büyüklüğü olurdu. Yapılan arama sayısı, indekslenen site sayısı, dünya üzerindeki toplam internet sitesi sayısı vs. vs. İşin doğrusu artık bunları önemsemiyorum, çünkü internetin büyüme hızı göz önüne alındığında; her halukarda 15 gün sonra güncelliğini yitiriyorlar. Ama bu sefer onca rakam içerisinde bir şey var ki; üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. “Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.”

Google hem internet sitelerinin, hem de internet kullanıcılarının fişlenmesini sağlayan bir çeşit gözetleme sistemdir. Google sadece arama motoru vasıtası ile değil; mobil işletim sistemi olan android ve internet üzerinden sunduğu pek çok hizmet ile internet kullancılarının ayrıntılı profilinin çıkartılmasını sağlar. Bu sayede siyasi hareketlerden, bireylerin satınalma davranışlarına kadar pek çok kritik-stratejik öneme sahip alanda, sokaktaki insan, mevcut sistemin menfaatleri doğrultusunda yönlendirilir. Toplanılan bilgi ne kadar fazla ve ayrıntılı ise yapılacak yönlendirmelerin başarı şansı o kadar yüksektir. İşte tam bu noktada gözlerimi parlatan istatistik devreye giriyor.

“Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.” Günlük olarak bu kadar yüksek oranda sapma gösteren bir veriyi kullanarak, etkili hareketlerde bulunmanız zordur. Alacağınız tüm sonuçların dinamik olmasıdan dolayı, siz sonuçla ilgili bir aksiyonda bulununcaya kadar, mevcut ortam kendini yenilemiş olacaktır. Benim için süpriz olan işte tam da bu nokta oldu. Olağanüstü bir hızda kendini yenileyen insanoğlu’nun kuşatılması, tahminimden daha uzun zaman alacaktır. Hatta bu veriler ışığında belki de imkansız…  Tabii bu işin arama kısmı, diğer hizmetler ve android ile ilgili benzer istatistikler olsa eminin dijital ortamın, geleceğin dünyasına yönelik etkileri hakkında, daha net fikir sahibi olabiliriz.