arşiv

yazar arşivi

Siyaset Asık Yüze Mahkum mu?

Salı, 23 Tem 2013 yorum yok

Görsel

Aşağıdaki fotoğrafı, dünyanın süper gücünü yöneten adam, halkına günaydın demek için, 10 saat önce Facebook hesabından paylaştı. 10 saat içerisinde yaklaşık 600 bin kişi fotoğrafı beğendi. 25 bin kişi arkadaşları ile paylaştı. Ne yalan söyleyeyim, siyasi iletişim ile uğraşan biri olarak, ülkem adına kıskandım.

Bizde, siyasetçinin giydiği keskin ütülü koyu takım elbise onun ruhuna da sirayet ediyor. Ortaya, asık suratlı eski Yunan tanrıları edası ile etrafta dolaşan insan profili çıkıyor. Bu psikolojide birinin halkı ne kadar anlayıp, nabzını nasıl tutacağının değerlendirmesini size bırakıyorum.

Peki ne yapmak lazım? Biraz tevazu iyi bir başlangıç olabilir. Ne dersiniz haksız mıyım?

İlk Apple Bilgisayar 641.400$’a Satıldı!

Pazar, 26 May 2013 1 yorum

Geçiğimiz günlerde Almanya’da düzenlenen müzayadede ilk üretilen Apple bilgisayarlardan biri 671.400$’a yani kabaca 1.250.000 TL. ye satıldı. Hani Apple pahalıdır diyenler, haksız da değil yani… 🙂 Apple 1 isimli bilgisayar 1976 yapımı; 37 yaşında… 2007 Ocak ayında çıkan ilk iPhone sahipseniz eski telefonunuzu bir kenarda saklayın; benden söylemesi… Pişman olmayacaksınız. 🙂

Şaka bir yana, Steve Jobs’un ailesinin Garajında Steve Wozniak’ın mühendisliğinde üretilen bu cihazın değeri, biraz da Amerikan “garage” kültürünün sembolü olması sebebi ile bu kadar yüksek. Birinci nesil olan bu bilgisayardan dünya üzerinde toplam 44 adet bulunduğu tahmin ediliyor ve bunların da 6 tanesi hala çalışıyor. Aşağıdaki Apple 1’in resmine bakarken insan, ister istemez “neredeeeeeen, nereyeeeee” demeden edemiyor.

Apple 1

#BiDakka

Cumartesi, 25 May 2013 yorum yok

#BiDakka ABD 11 Eylül saldırıları sebebi ile Afganistan’ı işgal etti ama, saldırıyı yapan teroristler arasında tek bir Afgan yoktu!

Yeni Format

Cuma, 24 May 2013 yorum yok

Bloğumu düzenli takip edenler bilirler. Bu güne kadar iş dünyası ekseninde, teknoloji odaklı paylaşımlarda bulunuyordum. Bundan sonra bloğumun formatını biraz daha değiştiriyorum. Artık binyilsonra.com bir nevi entellektüel pota haline dönüşecek. Teknoloji, iş dünyası ve pazarlamaya ait konular tabii ki bolca yer alacak, ancak bunun yanı sıra; siyasetten, dış politikaya, felsefeden edebiyata geniş bir çizgisde çerçevesinde hareket edeceğim. Umarım faydalı ve keyifli olur…

Categories: Genel Tags:

İnternetin Büyüklüğü Ve Sonrası…

Pazartesi, 15 Nis 2013 yorum yok

İnternet Haritası

İnternette 14 milyardan fazla site olduğu tahmin ediliyor ve en uzak siteye 19 “tık” la ulaşılabiliyor. Gerçek dünyanın sanal dünyaya aktarılması işini, sosyal ağlar vasıtası ile tüm insanlık gönüllü olarak üstlenmiş durumda… Her dakika Youtube’a 48 saatlik video yükleniyor. Facebook’a her gün yüklenen fotoğraf sayısı ise 350 milyondan fazla…

Bütün dünyamız sıfır ve birlerden oluşan evrene aktarılıyor. Peki ya sonra?

Warren Buffet’tan İş Dünyasına Dair Altın Öğütler

Cumartesi, 16 Mar 2013 yorum yok

43_warren_buffettlarge_image-12008 yılında Forbes dergisi tarafından dünyanın en zengin işadamı seçilem Warren Buffet’ın iş dünyasına dair önerileri, herkes için kulağa küpe olacak nitelikte… Bakın Warren Buffet iş yaşamının temellerine dair neler diyor?

  • Kazanırken: Asla tek bir kaynağa bağlı kalma, yeni kazanç kapıları için yatırım yap.
  • Harcarken: İhtiyacın olmayan şeyleri satınalıyorsan, ihtiyacın olan şeyleri satmak zorunda kalacaksın demektir.
  • Tasarruf Yaparken: Harcamalarından geri kalanı tasarruf etmek yerine, tasarrufundan geri kalanı harca!
  • Risk Alırken: Nehrin derinliğini asla iki ayağınla test etme!
  • Yatırım Yaparken: Asla bütün yumurtaları aynı sepete koyma!
  • Beklerken: Dürüstlük pahalı bir hediyedir, onu ucuz insanlardan bekleme!

Eksi Bir’den Zirveye

Cumartesi, 16 Şub 2013 1 yorum

cold mountain topTükendiğinizi düşünün, sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi… Yeniden ayağa kalkmak için gerekli olan tüm maddi ve manevi imkanlardan yoksun olduğunuzu… Hayatınızın ortasına bir bomba düştüğünü, bütün geleceğinizi savurup attığını kavurup yok ettiğini düşünün…Ne yapardınız?

Japonya’nın hareket tarzı bu soru için güzel bir cevap olabilir. Harabeye dönmüş bir ülke, milyonlarca ölü ve gururu kırılmış bir millet.. Karşılarında ise maddi manevi her türlü imkana sahip ve savaştan zenginleşerek çıkmış düşmanları; ABD.

Peki Japonları savaştan sonra sadece kırk yıl içerisinde dünyanın süper gücü haline getiren düşünce neydi? Nasıl oldu da kalkınma için gerekli tüm sermayeden yoksun olan bu millet, kırk yıl içerisinde, en büyük rakibi olan sermaye zengini ABD’ye kafa tutar hale geldi. Cevap: Kaizen… Kaizen, ufak ufak ama sürekli iyileştirmeyi temsil eden bir iş felsefesi. Her gün, yaptığın işi daha iyi yap. Her gün, var olanın üzerine ufak da olsa seni ileriye götürecek bir şeyler ekle.

İnsan zihni, nesneleri ve olayları bütüncül görecek şekilde programlanmıştır. Bu çoğu zaman hayati derecede faydalı bir özelliktir. Bize çerçevenin bütününü göstererek kapsayıcı stratejiler üretebilmemizi sağlar. Problem çözme konusunda son derece yararlı olan bu özellik, iş çözülen problem ile ilgili aksiyon almaya geldiğinde tam tersi etki gösterebilmektedir. Çünkü kısıtlı imkanlarınız ile büyük problemlerin üstesinden gelmeyi planlıyorsanız işe mecburen küçük adımlar ile başlamalısınız. Japonların yaptığı gibi, her gün ufak ama sürekli iyileştirme…

İş hayatında ya da özel hayatınızda büyük problemler ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Problemin büyüklüğü zaman zaman yıkıcı bir hal alabilir. Böyle bir durumda yapılması gereken “sakin olmaktır” demiyorum. Çünkü hepimiz insanız ve doğamız gereği kırılganız. Bir kere mevcut durumu kabullenmek gerekir. Bunu kabullenmek bile emin olun sizi daha güçlü kılacaktır. Sonra çözüm için adım atmak gerekir. Burada büyük planlar, kapsamlı stratejiler peşinde koşmayın. Sadece bir adım atın. Sabah kalkın, başka bir şey düşünmeyin. Sadece daha iyiye gitmenizi sağlayacak bir adım atın. Çoğu zaman yol, en iyi öğretmendir ve size çözümü getirecektir.

Merak etmeyin. Zamanla adımlarınız hızlanıp, genişleyecek, bacaklarınız güçlenecek, adımlarınız kuvvet kazanacak. Unutmayın! Binlerce kilometrelik yol tek bir adımla başlar, zirveye giden yollar bile… 🙂

Politika Oluşturma Aracı Olarak Sosyal Medya

Pazar, 23 Ara 2012 yorum yok

Sosyal Medya ve SiyasetSosyal medya ile ilgili biri olarak sık sık karşılaştığım sorulardan bir tanesi  “Sosyal medya siyaset alanında ne kadar etkilidir?”

Bu sorunun sade bir cevabı var. Siyaset sanatı toplum ile ne kadar ilgili ise, sosyal medya siyaset alanında o kadar etkilidir.

Sosyal bilimler doğaları gereği laboratuvar imkanına sahip değildirler. Siyaset de bu noktada farklılık göstermez. Bir siyasetçi olarak toplumsal meseleler üzerine takındığınız tutum ile ilgili tek bir deneme şansınız vardır.  Pozisyonunuzun doğruluğunu ya da yanlışlığını, ancak durduğunuz yeri belli ettikten sonra toplumun  göstereceği tepki çerçecevesinde anlayabilirisiniz. Yanlış yerdeyseniz bedelini öder, doğru yerdeyseniz mükafatını alırsınız. Peki toplumun genelini ya da bir kısmını ilgilendiren politikalar oluştururken toplumun nabzını hangi araçlar ile tutabilirisiniz. Suya girmeden suyu yoklama imkanınız yok mudur?

Sosyal medya bu noktada  siyasetle ilgilenenlere bir nevi laboratuvar imkanı sunar. Toplumun kritik meselelerdeki tavrı ufak dokunuşlar ile sosyal medya üzerinden saatler hatta dakikalar içerisinde kontrol edebilir. Mesela sağlık sistemi üzerine bir reform düşünülüyor, ancak halkın konu ile ilgili tutumu hakkında elde net bir tablo yok. Ne yapılabilir? Partinin yerel yapılanmalarından konu ile ilgili tabanın görüşlerini içeren raporlar alınabilir. Bu raporlar önce derlenir sonra da üzerlerine derinlemesine bir çalışma yapılabilir. Uzun ve zahmetli bir uğraştır. Ya da kamuoyu araştırma şirketlerine konu havale edilir. Ülke çapında yapılan yoklamalarda çıkan sonuçlar değerlendirilir. Pahalıdır ve nispeten zaman alır. Üçüncü şık: yazıda ve siyaset dünyasında yeni bir paragraf….

Sosyal medya üzerinden halkın nabzını tutmaya yönelik ortalama paylaşımlarda bulunulur. Bu sayede saatler içerisinde yüz binlerce kişinin konu ile ilgili düşüncelerini test etme imkanına sahip olursunuz. Üstelik bu görüşleri lokasyon, eğitim düzeyi, cinsiyet gibi onlarca farklı kriterde segmente etmeniz mümkündür. Sosyal medya seçmen nabzının en hızlı, en geniş ölçekte ve doğru okunursa gerçeğe en yakın olarak tutabileceğiniz mecradır.

Yeniden Hep Yeniden

Çarşamba, 12 Ara 2012 yorum yok

GörselSisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken;
Yakalamış iki ovucuyla kocaman bir kayayı,
ve kollarıyla, bacaklarıyla dayanmıştı kayaya,
habire itiyordu onu bir tepeye doğru,
işte kaya tepeye vardı, varacak, işte tamam,
ama tepeye varmasına tam bir parmak kala,
bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri,
aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya,
o da yeniden itiyordu kayayı tekmil kaslarını gere gere,
kopan toz toprak habire aşarken başının üstünden,
o da habire itiyordu kayayı, kan ter içinde.

“Homeros”

Tuhaf Bir Bir Yolculuk Hikayesi…

Çarşamba, 05 Ara 2012 yorum yok

Ne kadar önce başlamıştı, yeni kıtaya yolculuğu, hatırlamıyordu. Çünkü artık zamanı hissetmiyordu. Tek hissettiği acı idi, saf acı… Bacağına aldığı darbe ile gelen acı pencereden süzülen bahar güneşinin aydınlattığı kavruk yüzüne, dalga dalga yayıldı. Esmer elleri ile sıkıca kavradığı kurşun gibi ağır yükü,  omurgasının sağ yanını toprağa çekiyordu. Ölüm beni çağıyor kelimeleri döküldü dudaklarından.

Burada herkesin durumu aynıydı.  Ama en çok yüreğini kadınlar ve çocukların hali burkuyordu. Kundaktaki bebeği ile kesif kalabalığın içindeki anne, gözleri ile merhamet dileniyordu. Ama kimden, nereden? Yer Lal. Gök Lal… Sonra bir ihtiyar inlemesi  duyuldu. Belki de yorgun bir beden, artık pes edip bir ileri bir geri yalpalanmaya dayanamamıştı.

Kara gözleri pencereden, uzaklara, baharın boyadığı mavi gök yüzüne takıldı. Daldı gitti. Oysa yolculuk için ferahlık derlerdi. Umut derlerdi. Hele bir kıtadan başka bir kıtaya oluyorsa… Yutkundu, göz bebekleri küçüldü, bayılacağını hissetti. Onu bu donuk halinden kurtaran derin, tok bir ses oldu. “Altunizade”  Uyuşmuş, darbe almış ve artık hissetmediği ayağı ile kalabalığın içerisinden topallaya kurtulmaya çalıştı. En son laptop çantasını çekti ki; az kalsın metrobüsün kapısına sıkışacaktı. Düşen kulaklığını tekrar kulağına taktı.İstasyonun ilerisindeki söğüt ağacındaki sercelere ve mavi gökyüzüne bir de çıktığı metrobüse baktı. Radyoda “Batsın bu dünya” çalıyordu. Dudaklarında muzip bir gülümseme….