arşiv

‘Dış Politika’ kategorisi için arşiv

#BiDakka

Cumartesi, 25 May 2013 yorum yok

#BiDakka ABD 11 Eylül saldırıları sebebi ile Afganistan’ı işgal etti ama, saldırıyı yapan teroristler arasında tek bir Afgan yoktu!

Herkes dost, biz düşman…

Perşembe, 25 Eki 2012 yorum yok

“ABD’deki bazı politikacılar menfaatlerini ön plana çıkartabilmek için bölünmüş bir Avrupa’yı tercih etmektedirler. Divide et impara (Böl ve Yönet) Washington açısından Avrupa Birliği ile ilişkiler için de geçerlidir. Bu durum Clinton yönetiminde, George W. Bush yönetiminde olduğundan farklı değildi. Aynı durum askeri alanın yanı sıra ticaret ve ekonomi politikaları için de geçerlidir.”

Yukarıdaki satırları,  1998- 2006 yıllarında arasında Almanya Cumhuriyetinin Şansölyeliğini yapmış Gerhard Schröder’in “Siyasi Hayatım” isimli anı kitabından aldım. Tahmin edebileceğiniz gibi, benim de ilk dikkatimi çeken ifade “böl ve yönet” oldu.

Maalesef eğitim sistemimizin etkisi ile diğer toplum ve kültürlerle karşılaşmadığımız sürece, dünyaya sadece biz ve onlar olarak ikiye ayırıyoruz. Meşhur sözü hatırlarsınız “Türk’ün Türkten başka dostu yoktur” diyelim öyle olsun; lakin diğerleri kendi aralarında dost mu? Bu ufak ayrıntının farkına vadığımızda, eminim dış politika olarak da farklı bir yerde olacağız.

2001 yılı ve Davutoğlu’nun Suriye’yi de Kapsayan Sözleri…

Çarşamba, 12 Eyl 2012 yorum yok

suriye ahmet davutoğlu“Gücü size denk olan, dost komşularla diplomasi yürütmek ya da gücü tahmin edilen düşman ile savaş yapmak kolaydır. Zor olan diplomasi gücü size denk olmayan dostlarla ve aranızda gerginlilk olan  komşularınızla yürüttüğünüz diplomasidir. Diğer yandan zor savaş ise; gücü tam bilinmeyen düşmanla ya da aniden saf değiştirerek düşmanınız haline gelmiş dost bilinen müttefiğinizle yaptığınız savaştır. Bu çerçeveden değerlendirdiğimizde; Türkiye’nin diplomatik başarısı Pakistan ve Çin ile yürütülen ilişkilerde değil, Yunanistan’la, Suriye’yle, İran’la, ABD ve Almanya’yla yürütülen ilişkilerde belli olur.”

Yukarıdaki satırları Davutoğlu’nun 2001 yılında yazdığı Stratejik Derinlik isimli kitabından, o dönem okurken not almışım. Keskin bir zekanın ürünü olan son derece doğru bir teori… Diplomasi bir süreç işidir. Son dakikaya kadar galibin kim olduğunu anlayamazsınız. Şu anda sancılı bir süreçten geçiyoruz. Burada tek söyleyeceğim; umarım bu süreç iyi bir şekilde sonuçlanır. Aksi halde ciddi zarar görmüş bir ülkemiz ve tarih önünde kendi sözleri ile yargılanmış bir dışişleri bakanımız olacak.

Obama’yı Karşılarken…(Bu yazı 2008’de yazılmıştır)

Perşembe, 25 Ara 2008 yorum yok

Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük halkla ilişkiler operasyonu dün başarı ile sonuçlandırıldı. Obama başkan oldu.

ABD 1776 yılında bağımsızlık bildirisini yayınlayarak kurulmuş bir devlettir. Devleti tanımlarken kullandığımız ortak tarih, ortak dil, ortak ırk gibi kavramlardan hiçbirini bünyesinde net olarak barındırmaz. Esas itibari ile ABD devleti (burada biraz acımasız olabilirim) dev şirketlerin dünya üzerindeki operasyonlarına maddi kaynak, insan gücü ve yasal platform oluşturmak için kurdukları örgüttür. Nitekim dün petrol firmasının CEO’su olan bugün başkan, bugün dışişleri bakanı olan yarın bir bilişim firmasının CEO’su olabilir. Merak edenler W. Bush’ ve tüm ekibinin geçmişlerini ve geleceklerini inceleyebilirler. 11 Eylül de bu düşünce çerçevesinde değerlendirilebilir.  Büyük şirketler, bu operasyonla, bütün bedelini ABD halkına ödeterek, girmelerinin imkansız olduğu pazarlarda, kartel haline gelmişlerdir.

Şimdi gelelim Obamaya, Amerikan rüyası ancak bu kadar güzel ortaya konabilirdi. Siyahmış, Kenyalımış, kimsesiz kalmış, babaannesi büyütmüş vs. vs.  ama başkan oldu. Yüce halkın isteği, demokrasinin zaferi, inacın gücü… Aman allahım!!! Mesih gökten indi sanki!!! Biliyorum bu cümleler itici geliyor ama biz bunları cebimize koyalım, yine onun dünyayı daha iyi bir yer yapacağına inanalım. Zarar yok.

ABD’nin dev şirketlerinden büyük kısmı Obama’yı destekledi.

2 İhtimal var.

1.) Obama çok zeki, iyi ve samimi bir siyasetçi şirketleri bir şekilde ikna etti. W. Bush’un agresif politikalarını uygulamaksızın da bu şirketlerin dünya ekonomi pastasından büyük pay alabileceklerini gösterdi.

2.) Tamamen herşey düzmece, ABD bildiğini okuyacak. W. Bush sebebi ile ABD’nin dünya üzerinde tükenen prestiji ancak böyle bir rüya adamla tekrar kazanılabilirdi.

Sizce ?