arşiv

‘Hayat’ kategorisi için arşiv

Daima Kazanmanın Sırrı

Perşembe, 23 Ağu 2012 yorum yok

Kimse hayata başladığı gibi devam etmiyor, değişim kaçınılmaz bir kural… İnsanları birbirinden farklı kılan şey de hayat yolculuğunda karşılaştıkları durumları: Bu bazen bir imkan ve fırsat olarak ; bazen de darbe ve yıkım olarak gelir. Her ikisi de insan sınar. Birincisinde hazırsan ve bekliyorsan önündeki yol aydınlanır, genişler, ufuklara doğru heyecanla büyük bir yolculuğa çıkarsın. ikincisinde ise sorgularsın ve çoklarının kaybettiği o dar yolda sen yine kazanırsın… Önemli olan uçmak ya da düşmek değil, önemli olan yaşadığının farkında olmak,düşünmek ve her şeye rağmen azimle yeniden başlama kararlılığından vazgeçmemek… Bu durumda insan daima kazanır.                ( Lüzumlu Adam İshak Alaton syf:181 )

Dijital Obazite’den Kurtulmanın Yolları

Salı, 14 Ağu 2012 yorum yok

Modern dünyanın, dijital uyaran bağımlılığı diye bir hastalığa sahip olduğunu düşünüyorum. Bu hastalığın temel belirtisi, elektronik bir uyaran olmaksızın yaşayamama halidir. Bir çeşit dijital obazite durumu. Sosyal ağların hayatımıza girmesi ve mobil cihazlarla entegrasyonu da üzerine tuz biber oldu. Uyarı mesajları, hatırlatmalar, güncellemeler, bizi ilgilendirse de ilgilendirmese de sürekli takip edebileceğimiz bir şeye sahibiz artık.

Oysa insanın üretken ve verimli olabilmesi için, çok bilgi alma bir tarafa aldığı bu bilgiyi analiz edecek ve kendisi için anlamlı sentezler oluşturacak zamana da ihtayacı var. Peki modern çağın bu takip deliliğinden kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Bu uyarı bombardımanı içerinde insan nasıl, stabil bir ruh haline sahip olabilir?

1. Filtereler oluşturun.

İnternet üzerinde size fonksiyonel faydası olan, bilgi akışını sağlayacak bir stratejiniz olsun. Bu başlı başına bir yazının konusu ancak sosyal medya kullanan herkes az çok kendi filtresini oluşturabilir. Twitter’da takip ettiklerinizi sizin için anlamlı olacak şekilde düzenlemek bile bir filtre oluşturmaktır.

2. Rahat olun.

Siz takip etmediğiniz için aksayacak şeyler sadece sizin sorumluluğunuz altında olanlardır. Proaktif olamayacağınız konularda sürekli malumat toplamaya çalışmanızın, size bir faydası yoktur. Yeni iphone şöyle mi olacak, böyle mi olacak? Kafa yormayın. Merak etmeyin çıktığında mutlaka haberiniz olur. 🙂

3. Son Dakikaları takip etmeyin.

Siz, son dakika ne olduğunu anlayıncaya kadar, yeni bir dakika gelecek. Bu yüzden hayatı takip etme biriminiz; dakika değil saat, hatta gün olsun.

Bu arada ben denedim. Bir hafta arkadan gelince de çok birşey kaçırmıyorsunuz. 🙂

4.Gücünüzün sınırlarlarının olduğunu kabul edin.

Sosunsuzluk hissinin insana veriliş amacı, sonsuz güzeliği talep etmesidir. Oysa bu isteğe sahip olan insanın gücünün yettiği yer sınırlıdır. Mevcut potansiyelinizi size faydalı olacak olanlara odaklayın. Aksi halde küçük isteklerinize dahi ulaşmanız hayal olabilir.

Herşey bir tarafa 50 sene önce dijital dünya yoktu ama dünyada yaşam vardi. 🙂

Categories: Hayat, İnternet, Yeni Dünya Tags:

Bizden Süper Güç Olur mu?

Pazartesi, 06 Ağu 2012 yorum yok

Şimdilerde bir süper güç muhabbetidir, gidiyor. Kimileri Türkiye süper güçtür, kimileri 2023’te olacak, kimileri de bizden adam olmayacağını düşünüyor.

Devletleri süper güç yapan nedir?

Cevabı tarihsel süreç içerinde değişen zor bir soru… Değişkenliğin sebebi tarih boyunca iktidar kazandıran nesnenin değişkenlik arzetmesi. Ordu, Toprak, İnanç, Ticaret, Üretim, Bilgi… Yaşadığınız dönemde sizin diğer toplumlar üzerinde  üstünlüğünüzü hangisi sağlıyorsa, süper güç olmanızın anahtarı da odur.

Günümüzdeki geçer akçe nedir?

Bugün durum geçmişten biraz farklı. Artık süper güç olmak istiyorsanız, geçmişte devletleri o mertebeye taşıyan özelliklerin bir kombinasyonuna ihtiyacınız var. Hepsine sahip olmalısınız ve hepsine de uç noktada sahip olmalısınız.

Peki bizim durumumuz nedir?

İlk önce kendimizi tam olarak tanımaya ihtiyacımız var. “Gücümüz nedir?”; “Potansiyelimiz nedir?”  Sorularına samimi cevaplar vermeliyiz. Şu nokta unutulmamalı; Süper güç olma 8-10 senede gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Sabır, azim kararlılık ve iyi bir strateji ile on yıllarca çalışmayı gerektirir. Sizi geri bırakan etkenleri belirlemeli, ileriye götürecek yol haritasını oluşturmalı ve sonra toplumu ilmek ilmek bir kanaviçe gibi dokumalısınız.

Topluma ve Yöneticilere düşen görev…

Burada halka düşen görev; birlik içerisinde, toplumun menfaatlerini ön planda tutacak şekilde, azimle çalışmaktır. Yönetenlere düşen görev ise ; hizmetleri karşılığı bir beklentiye girmeden, uzun ve zor olan kalkınma yolunda zirveye bayrağın dikileceği güne kadar sabır ve tevazuu ile ülkesine önderlik etmektir.

Ne dersiniz, almamız gereken biraz yol var; değil mi?

Bizi en son terk eden şey…

Cumartesi, 28 Tem 2012 yorum yok

Thales’e sorarlar:

-Sana göre dünyada biricik devamlılığı olan şey nedir?

-Umut.., diye cevap verir düşünür; zira bizi en son terketeden umuttur.

-Peki, öyle ise en kolay olan şey nedir?

-Başkasına nasihat vermek…

Categories: Hayat Tags: ,

Dünya’nın bütün tabaklarını kırmak istiyorum!!!

Perşembe, 19 Tem 2012 yorum yok

425607_10150614394404139_1617383192_n

Categories: Hayat Tags:

Suriyede Çocuk Olmak

Cuma, 02 Mar 2012 yorum yok

Bakın Suriye’de neler oluyor? Video’nun sonuna kadar izleyin lütfen. Bu görüntü ya bugün ya da dün çekildi.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=05vDgCiWsxc]

Çok Okunan Bir Blog Yazmanın 8,5 Kuralı

Çarşamba, 29 Şub 2012 5 yorum

Çok takip edilen bir bloğun temel özellikleri nelerdir. Gelin birlikte göz atalım.

  1. Renginiz Olsun: Bloğunuzun bir tarzı ve bir konusu olsun. Okuyucular bloğunuza girdiklerinde ne bulacaklarını az çok tahmin edebilsinler. Marka olmak istiyorsanız bu madde vazgeçilmezdir.
  2. Çevrenizi Bloğunuzdan Haberdar Edin: Eğer babanızın ismi Fatih Terim değilse (Buse Terim’in popüler bir moda bloğu var) Bloğunuzun tutunabilmesi için bir kaldıraca ihtiyacınız var. En iyi kaldıraç birinci dereceden çevrenizdir. Yüzyüze görüştüğünüz herkese bloğunuzdan bahsedin. Çekinmeyin prestij bile sağlar…
  3. Sosyal Ağlar İle Sıkı Entegrasyon: Yakın çevrenizi oyuna dahil edin. Yeni yazılarınıza sosyal medya hesaplarınızda link verin. Blog yazdığınız konu ile ilgili Facebook ve Linkedin gruplarına üye olu. Yazılarınızı oralarda da paylaşın. Ayrıca okuyucularınızın, yazılarınızı, kendi sosyal medya hesaplarında paylaşabilmelerini sağlayan araçları onlara sunun.
  4. Samimi Dil:Yazarken konuşur gibi yazın. Takipçileriniz cumhurbaşkanlığı basın açıklamasını okuyormuş hissine kapılmasınlar. Bu madde biraz da bana 🙂
  5. Doğru Seçilmiş Fotoğraf: Yazılarınızda mutlaka ama mutlaka iyi seçilmiş görseler kullanın. Yazılarınız diğer sosyal ağlarda paylaşıldığında resimli olanların trafik alma yüzdesi çok daha yüksektir.
  6. Güncelleme Sıklığı Kaliteyi koruyarak yazabildiğiniz kadar fazla yazın. Tabii bir de istikrar önemli. Bir hafta hergün yazıp öbür hafta tek bir yazı yayınlarsanız bir anlamı olmaz. Haftalık yazabileceğiniz yazı sayısını belirleyin sonra o hafta, o sayıda yazıyı mutlaka yayınlayın.
  7. Diğer Blogları Takip: Diğer Blogları takip edin, onlara ziyaretçi gönderin… Emin olun bu iyiliğiniz boşa gitmeyecektir.
  8. Sabır: Bu madde bir buçuk madde değerinde. Sabretmeniz gerekiyor. Bir bloğun tutması zaman alır. Ancak bu zaman zarfında,  yukarıdaki 7 maddeyi doğru yaptığınız taktirde her hafta aldığınız ziyaretçi sayısı mutlaka artar. Rahat olun ve sabredin.

Zuckerberg! Sır saklar mısın?

Pazartesi, 27 Şub 2012 yorum yok

Genç adam kameranın içine bakarak “hayatınızla ilgili daha fazla şeyi dünya ile paylaşacaksınız, çünkü yeni trend bu” diyordu.

Zuckerbergten söz ediyorum. Facebook’un göz önündeki CEO’sundan… Yeni trendin kişisel yaşamı tüm dünya ile paylaşmak olduğunu söylüyor. Elimizdeki en eski yazılı metinler 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bilebildiğimiz kadarı ile insanlar 5000 yıldır yazı ile; dünya üzerinde varoldukları andan itibaren de çeşitli araçlar ile haberleşiyor. Bu iletişimin çok basit bir işleyişi var. Mesajı veren ve alan. Ne hikmetse Facebook icat olduktan sonra mesajı veren var ama mesajın kime gittiği, alması gerekeninin de alıp almadığı belli değil.  Arkadaşlarınız görsün diye yüklediğiniz bir resim; İstihbarat servislerine, büyük şirketlere ya da hiç tanımadığınız bir yabancıya gidebilir. Pardon yabancıya gitmemesi için üç ayda bir değiştirilen (çünkü üç ayda üyeler nasıl çalıştığını çözüyorlar) bir gizlilik ayarı var. İstihbarat servisleri ve büyük şirketler ile ilgili kısmını ise taktirlerinize bırakıyorum. Bir de silme kısmı var ki hafızanız siler ama facebook hiçbir şeyi silmez.

Üşenmemişler facebooksuz bir hayatta, facebook’un kuralları ile nasıl yaşanabileceğine dair bir video hazırlamışlar. Bunu yaparkende facebook’un filmi olan filmi “social network” ten ilham almışlar. Keyifle izledim. Nasıl bir trend içinde olduğumuzu kimin trenine bindiğimizi göstermesi açısından da önemli… hadi, dürttüm sizi…

http://www.youtube.com/watch?v=OXVg8NdIMvw

Nasıl Kişisel Marka Olunur?

Perşembe, 23 Şub 2012 yorum yok

Kişisel marka olmaya dair güzel bir infografik. İsmini marka haline getirmek isteyenlere adım adım bir yol haritası çiziyor.

personal Branding

Doğru Bakış Açısı…

Pazartesi, 20 Şub 2012 yorum yok

Uzun uzadıya yorum yapmaya gerek yok. Yönetim sistemlerinin ana hedefi, yönettikleri milletin mutluluk ve refahı olmadıkça taşlar yerine oturmayacak.

Yukarıdaki kural sanal ortam için de geçerli. Sosyal ağlar, kullanıcılarını kişisel bilgileri pazarlanacak değersiz mahlukatlar olarak görmekten vazgeçip, sistemin yapı taşı ve sahibi olarak görmeye başladıklarında gerçek manada kullanıcı dostu hale gelmiş olacaklar.