arşiv

‘İnternet’ kategorisi için arşiv

Geleceğin Ekonomisi

Pazartesi, 10 Eki 2016 yorum yok

Resim A14457248_1169879696403420_4757950514496707440_nmerikalı e-ticaret devi Amazon’un kırtasiye depolarından birine ait. Bu dev bir dakika içerisinde $222 238’lık satış yapıyor. Bu da günde 320 milyon doların biraz üzerinde mütevazi !!! bir rakama denk geliyor.
Türkiye e-ticaret pazarı ABD ile karşılaştırıldığında daha yolun başında… Diğer yandan ABD’deki potansiyel pazar göz önüne alındığında, mevcut ABD e-ticaret pazarı da emekleme aşamasında…Bugün dijital dönüşüme hızlı bir şekilde uyum sağlayan firmalar, yarın geleceğin ekonomisinde köşe başlarını tutacaklar.
Benden söylemesi…

İnternetin Büyüklüğü Ve Sonrası…

Pazartesi, 15 Nis 2013 yorum yok

İnternet Haritası

İnternette 14 milyardan fazla site olduğu tahmin ediliyor ve en uzak siteye 19 “tık” la ulaşılabiliyor. Gerçek dünyanın sanal dünyaya aktarılması işini, sosyal ağlar vasıtası ile tüm insanlık gönüllü olarak üstlenmiş durumda… Her dakika Youtube’a 48 saatlik video yükleniyor. Facebook’a her gün yüklenen fotoğraf sayısı ise 350 milyondan fazla…

Bütün dünyamız sıfır ve birlerden oluşan evrene aktarılıyor. Peki ya sonra?

İyi Bir Şifre Nasıl Oluşturulur?

Perşembe, 04 Eki 2012 yorum yok

Dünya’da hergün binlerce insanın özel hesaplrına dair şifreleri çalınıyor. Bu şekilde banka hesaplarının içi boşaltılıyor, ya da sosyal ağ hesapları ele geçirilerek sanal dünyadaki itibarları zedeleniyor. Peki kolay ele geçirilemiyecek, tahmin edilemiyecek şifreler nasıl oluşturulur. Güçlü bir şifre’nin temel özelliklerine göz atalım isterseniz.

  • Şifreniz 6 karakterden daha uzun olsun.
  • Küçük ve büyük harflerden oluşsun.
  • Şifrenizi oluştururken içerisine noktalama işaretleri yerleştirin.
  • Tüm hesaplarınız için aynı şifreyi kullanmayın.
  • Sıralı bir dizin kullanılmayın, yani “1234” ya da “9876” gibi… Tüm şifrelerin %10’u “1234” rakamlarından oluşuyor. Dolayısı ile şifre hırsızlarının ilk deneyeceği rakamlar bunlar….
  • Tarih kullanılacaksa doğum tarihi, evlenme yıldönümü vs. sizinle ilgili çok bilinen bir tarih olamamalı. Facebook zaman tünelinde sizin için önemli bu tarihi paylaşıp sonra da aynı tarihi facebook şifresi yapmak pek akıllıca olmasa gerek 🙂
  • Her altı ayda bir tüm şifrelerinizi değiştirin.
  • Şifreniz 19 ve 20 ile başlamasın. Tüm şifrelerin aşağı yukarı %20’si 19 ve 20 ile başlıyor.
  • Sizin de hatırlayabileceğiniz bir şifre olsun. 🙂

Yapılan bir araştırmaya göre, internet kullanıcılarının %12’si şifrelerini bir kağıda yazıp bilgisayarlarının yanına, kolay ulaşabilecekleri bir yere bırakıyorlar. Açıkçası güvenlikle ilgili olarak kulağa iyi bir fikir gibi gelmiyor.

Pinterest ve Karıncaların Ölümü

Perşembe, 27 Eyl 2012 yorum yok

Bu bloğu ve twitter hesabımı takip edenler; sembol olarak bir dal parçasını kaldıran karıncayı maskot olarak kullandığımı bilirler. Bugün maskotumun hatırına sosyal medya ile ilgili bir konuyu karıncaların hayatından bir örnekle açıklayalım.
Karıncalar yön bulurlarken ya da bir yiyeceğe ulaşmaya çalışırlarken önlerindeki karıncayı takip ederler. Genelde bu yöntem, iyi işleyen bir sistemdir. Öndeki karınca öndekini, o, onun önündekini… Yolun sonu yiyeceğe, yiyecekten de yuvaya uzanır. Bazen bu karınca yolları metrelerce uzayabilir.  Fakat neredeyse hiç bir karınca yolu düz değildir (nedeni başka bir yazı konusu). Yiyecek ile yuva arasındaki yol ne kadar uzarsa, yolun içindeki kasislerlerin miktarı ve çapları da o kadar büyür. Çapın büyümesi belli sıkıntıları da peşi sıra getirir. Her nasılsa bir ya da bir kaç karınca kasisin birinde yoldan çıkar ve kasisin başındaki karıncayı takip etmeye başlar. Sonuç her karınca önündekini takip ettiğinden dolayı, bir süre sonra kapalı bir çember oluşur. Karıcalar yuvaya ya da bir yiyeceğe ulaşmadan bir birlerini takip ederek ölüp giderler.

Peki bu hikaye nereden aklıma geldi. Sosyal medya’nın yeni yıldızlarından Pinterestin karşı karşıya bulunduğu tehlike bana bu karınca yolu hikayesini anımsattı. Pinterest üyeleri, internet üzerinde hoşlarına giden resim ya da video içeriğini “pin” leyerek takipçilerine ulaştırabiliyorlar. Takipçileri ya kendi pinlerini oluşturuyor ya da duvarlarına düşen içerikten sevdiklerini “repin” yaparak onlar da kendi takipçilerine ulaştırıyorlar. İşte dananın kuyruğu da bura kopuyor. Çünkü kullanıcıların büyük kısmı kaliteli içerik oluşturmak yerine, paylaşım için duvarlarında varolanları kullanıyorlar ve sabit içerik dönüp duruyor. İçerik  yoksa sosyal ağı takip de eden yok. Yiyecek yoksa karınca da yok.

Peki Pinterest bu tehlikeyi nasıl aşar? Tasarımda değişikliğe giderek… Kullanıcının daha önce duvarına düşmemiş pinleri öne çıkartacak bir tasarım en azından üye kaybına mani olabilir. Ayrıca kullanıcıların takip ettiği üye sayısını arttıracak çözümler de içeriği çoğaltacağından dolayı çözüm olabilir.

Sosyal Medya ve Halk Hareketleri

Cuma, 21 Eyl 2012 yorum yok

Son iki yıldır Ortadoğu, halk hareketleri ile çalkalanıyor. Toplumlar sonucunu kendilerinin de bilmediği bir devinim içerisinde, geleceklerini inşaa etmeye çalışıyorlar. Kimilerine göre bu halk hareketlerinde sosyal medya kilit rol oynuyor. Hatta daha da ileri giderek olup biteni Facebook devrimi ya da Twitter devrimi olarak adlandıranlar bile var. Peki çevremizi kasıp kavuran bu fırtınada sosyal medyanın rolü nedir?

Şüphesiz sosyal medyanın bu hareketlerdeki etkisi yadsınamaz, ancak her ülke için aynı olduğunu söylenemez. Örneklendirmek gerekirse, Arap baharı diye adlandırılan halk hareketlerin ilk çıktığı ülke olan Tunus ile bugün hala bir isyanın devam ettiği Suriye’de Sosyal medyanın etkisi eşit değildir. Tunus’taki isyanın temel sebeplerinden biri, ülkedeki üniversite mezunlarının büyük kısmının işsiz olması idi. Yani ülkenin teknolojiyi en iyi kullanan kısmı, yine ülkenin en sıkıntılı kısmı idi. Doğal olarak isyanı başlatan grup, birbirleri ile en kolay iletişim kurmalarını sağlayan teknolojiyi; yani sosyal medyayı yoğun olarak kullandılar.

Sosyal medya kendi başına bir toplumu ne ayaklandırabilir ne de isyana sürükleyebilir. İsveç ya da Norveç gibi bir ülkede sosyal medyayı ele geçirseniz ve 24 saat boyunca halkı devlete isyana, parlemantoyu basmaya yönelik kışkırtsanız bile sonuç alamazsınız.

Sosyal medya’nın bir halk hareketlerinde etkili olabilmesi için, toplumda isyanı gerektirecek şartların oluşması gerekir.

Sosyal medya bu gibi durumlarda başlıca iki görev üstlenir. İlki halkın harekete geçmesini sağlayacak yazılı ve görsel meteryalerin onlara ulaştırılması, ikincisi halk hareketi başladıktan sonra toplulukların organize edilmesinin sağlanması. Nitekim yine Tunus üzerinden gidersek; ilk olarak kendini yakan Muhammed Buazzizi’nin fotoğrafları sosyal medyada çığ gibi paylaşılmış, ardından oluşan öfke sosyal medya vasıtası ile yönlendirilmiştir.

Bir isyanda, Facebook ve Bloglar halkı hazırlarlar. İnsanların harekete geçmelerine sebep olacak bilinç ve öfke düzeyine ulaşmalarını sağlarlar. Öfkeli topluluklar birkez ayaklandıktan sonra da Twitter vasıtası ile anlık olarak yönetilirler. Basılacak, yakılacak, yıkılacak yerler saniyeler içerinde tüm topluluğa ulaştırılır.

Peki Türkiye’de durum nedir? Yaş ortalaması 28 olan bir ülkeyiz. 30 milyondan fazla Facebook kullanıcımız var ve toplumsal kırılmaya sebep olabilecek bir çok fay hattımız var.  Daha ne olsun…

Peygamberimize Hakaret Eden Film, Sosyal Medya ve Düşündürdükleri

Cumartesi, 15 Eyl 2012 yorum yok

NEDİR?

Her şey bir sene kadar önce, Peygamber efendimize ve İslamiyete hakaret içeren bir filmin internete yüklenmesi ile başladı. Aslında film çok da doğru bir tanımlama değil çünkü; toplam 14 dakikaya yakın skeç türü saçma sapan bir şey. İnternette farklı konularda milyonlarcası bulunan gençlerin çektiği parodilere benziyor. Filmde İslam şiddetti emreden bir din olarak tasvir ediliyor. Başrol oyuncusunun sözleri (terbiye gereği yaklaşık olarak söylüyorum) ” Erkekleri öldürün! Çocuklarını esir edin! Kadınları da hareminize alın! ”

KİM ÇEKTİ BU FİLMİ?

Filmi Mısırlı dolandırıcılıktan sabıkası olan bir kıpti çekiyor, 100 İsrailli’den 5 milyon dolar alıyor (bu arada film 5 bin TL. lik bir bütçe ile sabahtan öğlene rahat çekilir), Kuran yakacağım diyen meşhur Amerikalı meczup rahip de filme destek oluyor. Tam perşembe pazarı… Filmin yapımcısı, filmi provakosyon için yaptım diyor. İçeriğinin ve kalitesinin beş para etmediği kesin ama yukarıdaki bileşenler provakasyon için dört dörtlük malzeme içeriyor.

SÜREÇ NASIL GELİŞTİ?

Film bir yıl önce Youtube’a konuluyor. Tabii kimse ciddiye almıyor. Filmin Arapça çevirisi Temmuz ayında aynı sitede yayınlanıyor, yine ciddiye alan yok. Her ne hikmetse 11 Eylül’de Libya’da film ile ilgili kıyamet kopuyor ve büyükelçi, öldürülüyor. Bu arada büyükelçinin ele geçirilişi de bir halk hareketinin çok ötesinde profesyonelce yapılıyor.

ANALİZ

Bu provakasyonu derinlemesine anlayabilmemiz için 33 yıl kadar önceye gitmemiz gerekiyor. Tarih: 4 kasım 1979… Amerikan seçimlerine 6 aydan kısa bir süre kalmıştı. Demokrat başkan Jimmy Carter başarılı bir dönem geçirmiş ve ikinci kez başkan olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. İşte böyle bir dönemde Amerika’nın İran Büyükelçiliği protestocular tarafından basıldı ve 52 Amerikalı diplomat esir alındı. Amerikan özel kuvvetleri büyükelçiliği bastı. Başarısız bir operasyondu ve rehineler kurtarılamadı.

Carter büyük pirestij kaybetti ve kendisi karşısında hiç şans verilmeyen Cumhuriyetçi Ronald Reagan seçimi kazandı. Reagan’ın koltuğa oturmasının hemen ardından rehineler serbest bırakıldı. Bu zafer Noeoconları tam kadro olarak iktidara taşıdı.

Anlaşılan o ki; Obama için de benzer bir operasyon yürütülüyor. İşin özü film, müslümanları aşağılamanın çok ötesinde Amerika’daki siyasi mücadelenin bir parçasıdır.

NE YAPMALI? 

Müslümanları canilik ile suçlayan bir filim bozuntusuna verilecek son tepki, etrafı yakıp yıkarak sağa sola saldırmak ve insanları öldürmek olmalıydı. Bu provakasyonu yapanlar şimdi eminim köşelerine çekilmiş kıs kıs gülüyorlardır. Diğer tarftan etrafa saldıranların da bu film bozuntusunu, seyrettiklerini düşünmüyorum. Çünkü etrafında onca tantana kopartıldıktan sonra bile filmin seyredilme rakamları internet dünyası için komik kalacak düzeyde…

Temel problemin peygamber efendimizi tanımamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Müslümanlar sahip oldukları dini bir siyasi görüş ya da takım tutmanın ötesinde, mana köklerini bilerek yaşamalılar. Eğitimsizlik maalesef en büyük problemimiz. Tepki vermek, tepki ortaya koymak akıllıca olmalı. Müslüman feraset insanıdır. Tepki göstereceğiz derken, düşmanlık edenlerin ekmeğine yağ sürmenin bir anlamı yoktur.

Youtube’da bir ayda 4 milyar saat video izleniyor. Şu anda youtube’da 100 yıldan fazla film yüklü, İlgili film yaklaşık 14 dakika evet sadece 14 dakika… Film bozuntusunun bir de fragmanı var 1,5 dakika… Dijital dünyada böyle şeylerin üzerine gitmeniz onu meşhur kılar, hatta bir sonraki adımda meşru kılar. Yapılması gereken konu ile ilgili youtube yönetiminden videonın silinmesini istemek. Olmadığı taktirde siyasiler vasıtası ile baskı uygulamak idi. Bu arada video’yu yükleyenlere ulaşıp hertürlü yasal zorlamada bulunmak da atlanmaması gereken bir adımdı. Diğer yandan işin arkasında olanlar için, en aşağıdan başlıyarak, en yukarı kadar siber müdahalede bulunulmalıydı. Bilenler bilirler iyi uygulandığı taktirde maddi manevi can yakıcı olur.

SONUÇ

Sonuç olarak söylenecek söz çok. Lakin dil bazen lal kesiliyor.Akifle bitirmek istiyorum. Şiirin tamamını merak eden internetten  okuyabilir.

………………………

Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,

Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.

Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,

Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!

Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı…

Hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..

 Bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:

Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.

……………………………………

GÜNCELLEME: Bu yazı yayınlandıktan sonra Beyaz Saray videonun kaldırılması için devreye girdi. Google kabul etmedi. Sadece bazı ülkelerde videoya erişimi yasakladı. Acaba; Google’ın sahipleri Obama’dan daha yüksek ve belki de daha kutsal bir siyasi mekanizmadan mı çekiniyorlar.

Dijital Obazite’den Kurtulmanın Yolları

Salı, 14 Ağu 2012 yorum yok

Modern dünyanın, dijital uyaran bağımlılığı diye bir hastalığa sahip olduğunu düşünüyorum. Bu hastalığın temel belirtisi, elektronik bir uyaran olmaksızın yaşayamama halidir. Bir çeşit dijital obazite durumu. Sosyal ağların hayatımıza girmesi ve mobil cihazlarla entegrasyonu da üzerine tuz biber oldu. Uyarı mesajları, hatırlatmalar, güncellemeler, bizi ilgilendirse de ilgilendirmese de sürekli takip edebileceğimiz bir şeye sahibiz artık.

Oysa insanın üretken ve verimli olabilmesi için, çok bilgi alma bir tarafa aldığı bu bilgiyi analiz edecek ve kendisi için anlamlı sentezler oluşturacak zamana da ihtayacı var. Peki modern çağın bu takip deliliğinden kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Bu uyarı bombardımanı içerinde insan nasıl, stabil bir ruh haline sahip olabilir?

1. Filtereler oluşturun.

İnternet üzerinde size fonksiyonel faydası olan, bilgi akışını sağlayacak bir stratejiniz olsun. Bu başlı başına bir yazının konusu ancak sosyal medya kullanan herkes az çok kendi filtresini oluşturabilir. Twitter’da takip ettiklerinizi sizin için anlamlı olacak şekilde düzenlemek bile bir filtre oluşturmaktır.

2. Rahat olun.

Siz takip etmediğiniz için aksayacak şeyler sadece sizin sorumluluğunuz altında olanlardır. Proaktif olamayacağınız konularda sürekli malumat toplamaya çalışmanızın, size bir faydası yoktur. Yeni iphone şöyle mi olacak, böyle mi olacak? Kafa yormayın. Merak etmeyin çıktığında mutlaka haberiniz olur. 🙂

3. Son Dakikaları takip etmeyin.

Siz, son dakika ne olduğunu anlayıncaya kadar, yeni bir dakika gelecek. Bu yüzden hayatı takip etme biriminiz; dakika değil saat, hatta gün olsun.

Bu arada ben denedim. Bir hafta arkadan gelince de çok birşey kaçırmıyorsunuz. 🙂

4.Gücünüzün sınırlarlarının olduğunu kabul edin.

Sosunsuzluk hissinin insana veriliş amacı, sonsuz güzeliği talep etmesidir. Oysa bu isteğe sahip olan insanın gücünün yettiği yer sınırlıdır. Mevcut potansiyelinizi size faydalı olacak olanlara odaklayın. Aksi halde küçük isteklerinize dahi ulaşmanız hayal olabilir.

Herşey bir tarafa 50 sene önce dijital dünya yoktu ama dünyada yaşam vardi. 🙂

Categories: Hayat, İnternet, Yeni Dünya Tags:

Twitter Üzerinden Satış Takımı Yönetimi

Pazartesi, 30 Tem 2012 yorum yok

Saha satış takımı yöneticileri bilirler. Bir satış takımının, sağlıklı bir şekilde takibi, zahmetli bir konudur. Teknolojinin de ilerlemesi ile bu iş için kullanılabilecek pek çok sistem ortaya çıktı. Ancak bunlar bir kısmı itibari ile son derece pahalı teknolojilerdir. Son yöneticilik deneyimimde satış takımının yönetim ve takibi için Twitter’ı kullandım. Paylaşmak isterim.

İlk olarak kendinize yönetici olaral bir twitter  hesabı açıyorsunuz. Uygun bir isim ve güzel bir resim iyidir. Burada Erol TAŞ’ın, bir yönetici için iyi bir avatar olacağını düşündüm. 🙂

Profil oluştururken unutmanız gereken en önemli nokta, tweetlerinizi korumaya almanız. Ayrıca sizi takip eden tüm satış takımının da aynı şeyi yapmasıdır. Aksi halde satış ekibinizle olan iletişiminiz rakipleriniz tarafından heyecan ile takip edilecektir. Kısa sürede önemli takipçi kitlesi kazanacağınızın garantisini veririm. 🙂

Şimdi tüm satış takımına ve iletşime dahil etmek istediğiniz kişilere de korumalı birer hesap açtırtın. Siz satış takımın üyelerini, onlar da sizi takip etsinler.

Ayrıca, satış ekibi, kayıt sırasında Tweet’lerime konum bilgisi ekle kutucuğunu işaretlemeyi ihmal etmesinler.

Ve operasyon… Sahadaki satışçı, görüşme sonrası kısa raporunu yazar, konum bilgisini de ekleyerek akıllı telefondan tweet’ini gönderir.  Satış yöneticisinin haber kaynağına tüm ekibin hareketleri lokasyon bilgileri ile beraber anlık olarak yansır. Satış yöneticisi tek kanaldan bütün ekibi yönetir. Ekip üyeleri de istedikleri taktirde diğer satış takımı ile hareketlerini paylaşacaklarından dolayı oluşan sinerji müthiştir. Kullanım garantili…

Zor (Zar) Oyunu Bozar (bu da istatistiği)

Salı, 03 Tem 2012 1 yorum

GörselGoogle mühendislerinden Ben Gomes, geçtiğimiz günlerde San Francisco da düzenlenen Google etkinliğinde, Türk gazetecilerle Google ile alakalı pek çok güncel istatistik paylaşmış. Önceleri bu tip istatistiklerin tek şaşırtıcı yönü, içeriğini oluşturan rakamların büyüklüğü olurdu. Yapılan arama sayısı, indekslenen site sayısı, dünya üzerindeki toplam internet sitesi sayısı vs. vs. İşin doğrusu artık bunları önemsemiyorum, çünkü internetin büyüme hızı göz önüne alındığında; her halukarda 15 gün sonra güncelliğini yitiriyorlar. Ama bu sefer onca rakam içerisinde bir şey var ki; üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. “Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.”

Google hem internet sitelerinin, hem de internet kullanıcılarının fişlenmesini sağlayan bir çeşit gözetleme sistemdir. Google sadece arama motoru vasıtası ile değil; mobil işletim sistemi olan android ve internet üzerinden sunduğu pek çok hizmet ile internet kullancılarının ayrıntılı profilinin çıkartılmasını sağlar. Bu sayede siyasi hareketlerden, bireylerin satınalma davranışlarına kadar pek çok kritik-stratejik öneme sahip alanda, sokaktaki insan, mevcut sistemin menfaatleri doğrultusunda yönlendirilir. Toplanılan bilgi ne kadar fazla ve ayrıntılı ise yapılacak yönlendirmelerin başarı şansı o kadar yüksektir. İşte tam bu noktada gözlerimi parlatan istatistik devreye giriyor.

“Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.” Günlük olarak bu kadar yüksek oranda sapma gösteren bir veriyi kullanarak, etkili hareketlerde bulunmanız zordur. Alacağınız tüm sonuçların dinamik olmasıdan dolayı, siz sonuçla ilgili bir aksiyonda bulununcaya kadar, mevcut ortam kendini yenilemiş olacaktır. Benim için süpriz olan işte tam da bu nokta oldu. Olağanüstü bir hızda kendini yenileyen insanoğlu’nun kuşatılması, tahminimden daha uzun zaman alacaktır. Hatta bu veriler ışığında belki de imkansız…  Tabii bu işin arama kısmı, diğer hizmetler ve android ile ilgili benzer istatistikler olsa eminin dijital ortamın, geleceğin dünyasına yönelik etkileri hakkında, daha net fikir sahibi olabiliriz.

İzleyin, izleyin…. Bir Gün Görürsünüz!

Cuma, 20 Nis 2012 yorum yok

ABD Senato’sundan geçen yasa çerçevesinde 2015’ten itibaren otomobillere, uçaklarda kullanılan karakutu benzeri bir alet takılacakmış. Bu alet sürekli olarak görüntü kaydedecek bu şekilde trafik kazalarının sebepleri daha net bir şekilde ortaya konulacakmış.

Biz çocukken bilim kurgu filmlerinde insanları izlemek amacı ile derilerinin altına çip yerleştirilirdi. Şükürler olsun ki cep telofonu icad edildi ve biz de çiplenmekten kurtulduk. Gönülü olarak herkesin yanında taşıdığı bu alet sayesinde yetkililer rahat bir şekilde bizi izleyebiliyorlar.  Ancak cep telefonun tasarımının gereği izleme yapanlar görüntü almakta zaman zaman zorluklarla karşılaşabiliyorlar. Bu sorunu çözmek amacı ile google geçtiğimiz günlerde gözlük icadını tanıttı. Bu muhteşem gözlük sayesinde, hayatımız ile ilgili hiç bir şey gözden kaçmayacak. Tüm yaşamımızı google’a raporlamanın lüksünü yaşayacağız.

Araç izleme, cep telefonu, gözlük ve internet  hareketlerinin takibi….  izleyin bakalım, ne göreceksiniz!!!

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=9c6W4CCU9M4]