arşiv

‘İnternet’ kategorisi için arşiv

Google Ceo’sunun Acı İtirafı ve Düşündürdükleri…

Perşembe, 19 Nis 2012 yorum yok

Google’ın Ceo’su Sergey Brin geçtiğimiz günlerde Guardian’a bir röportaj verdi. Yoğun günden arasında kendine çok da yer bulamayan röportaj, internette kişisel bilgilerin mahremiyeti noktasında acı bir itiraf niteliğindeydi.

Dünyanın bir çok yerinde büyük güçler ürkütücü bir biçimde interneti ele geçirdiler.”  Terminatör filmlerinin başlangıç repliklerini hatırlatan bu söz, ister istemez bazı soruları da beraberinde getiriyor. Tüm hayatın, özellikle sosyal ağlar ile sanal ortama aktarıldığı bir dünyada, büyük güçler interneti ele geçirmişler ise, ele geçirmedikleri neyimiz kalmıştır?

Bir taraftan “Paylaşın! paylaşın! Bak gizlilik ayarı var, verileriniz bizde güvende” denilip, diğer yandan da internetin ele geçirildiğinin söylemesi nasıl bir çelişkidir. Peki kimdir bu ürkütücü biçimde interneti ele geçiren büyük güçler? Brin’e soralım isterseniz.

ABD’li yetkililer Google’ın sunucularına çöreklendi ve şirket belirli zaman aralıklarıyla yetkililere bilgi vermeye zorlanıyor. Bazen yasal kısıtlamalar nedeniyle, bilgi vereceğimizi bile kullanıcılarımıza iletemiyoruz.

Ooooovvvvv bu çok ağır oldu. Daha birşey söylemiyeceğim. Herkes Brin ve arkadaşları ile ne paylaşıyorsa onu düşünsün. İnternete birşeyler yüklemek, sokatan geçen adama aile albümünüzü vermekten ya da hiç tanımadığınız B(i)rin’e kişisel sırlarınızı anlatmaktan farklı değil. Siz B(i)rin’e söylersiniz artık o da kime söylerse…

Zuckerberg! Sır saklar mısın?

Pazartesi, 27 Şub 2012 yorum yok

Genç adam kameranın içine bakarak “hayatınızla ilgili daha fazla şeyi dünya ile paylaşacaksınız, çünkü yeni trend bu” diyordu.

Zuckerbergten söz ediyorum. Facebook’un göz önündeki CEO’sundan… Yeni trendin kişisel yaşamı tüm dünya ile paylaşmak olduğunu söylüyor. Elimizdeki en eski yazılı metinler 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bilebildiğimiz kadarı ile insanlar 5000 yıldır yazı ile; dünya üzerinde varoldukları andan itibaren de çeşitli araçlar ile haberleşiyor. Bu iletişimin çok basit bir işleyişi var. Mesajı veren ve alan. Ne hikmetse Facebook icat olduktan sonra mesajı veren var ama mesajın kime gittiği, alması gerekeninin de alıp almadığı belli değil.  Arkadaşlarınız görsün diye yüklediğiniz bir resim; İstihbarat servislerine, büyük şirketlere ya da hiç tanımadığınız bir yabancıya gidebilir. Pardon yabancıya gitmemesi için üç ayda bir değiştirilen (çünkü üç ayda üyeler nasıl çalıştığını çözüyorlar) bir gizlilik ayarı var. İstihbarat servisleri ve büyük şirketler ile ilgili kısmını ise taktirlerinize bırakıyorum. Bir de silme kısmı var ki hafızanız siler ama facebook hiçbir şeyi silmez.

Üşenmemişler facebooksuz bir hayatta, facebook’un kuralları ile nasıl yaşanabileceğine dair bir video hazırlamışlar. Bunu yaparkende facebook’un filmi olan filmi “social network” ten ilham almışlar. Keyifle izledim. Nasıl bir trend içinde olduğumuzu kimin trenine bindiğimizi göstermesi açısından da önemli… hadi, dürttüm sizi…

http://www.youtube.com/watch?v=OXVg8NdIMvw

Facebook vs Pinterest

Cumartesi, 25 Şub 2012 2 yorum

Pinterest ile ilgili geçen hafta yazdığım yazı oldukça ilgi gördü? (Pinterest nedir ve neden önemli? ) Pinterest Facebooktan sonraki büyük sosyal medya olayı haline gelir mi? Facebook ile karşılaştırarak bu konunu üzerine biraz daha kalem oynatmak istiyorum.  İki siteyi birkaç başlık altında değerlendirelim.

Foksiyon

Facebook üyelerinin birbirleri ile haberleşmelerini sağlayan bir sistem. Bu sistem içerisinde sevdiğiniz, ilgilendiğiniz şeyleri paylaşabileceğiniz gibi, kişisel mesajlarınızı da diğer üyelere iletebilirsiniz. Oysa pinterest tamamen görsellik üzerine kurulmuş bir yapı. Yazılı kişisel mesaj oluşturmanız mümkün değil ancak görsellere açıklama yapabiliyorsunuz. İletişim aracı olarak zayıf kalması pinterestin eksik yönü…

Facebook=1 Pinterest=0

Tasarım

Basit, kullanımı kolay ve seçilmiş görsellerden oluşan bir duvarı ile tabiiki Pinterest galip…

Facebook=1 Pinterest=1

Kullanıcı deneyimi

Facebook şu anda, bu şekilde sıfırdan piyasaya çıkmış olsaydı. Kullanılabilmesi için telefon defteri kalınlığında bir kılavuza ihtiyaç vardı. Bu hali ile kalabalık ve karmaşık bir yapı . Oysa pinterest oldukça sade ve kullanımı keyifli…

Facebook=1 Pinterest=2

Sürdürülebilirlik

Facebook’ta oluşturulabilecek içerik yelpazesi çok daha geniş. Ayrıca kullanıcılarının hayatlarındaki her değişikliğin bir güncelleme değeri var ve bir “post” olarak karşılığını bulabiliyor. Pinterest yapı itibari ile buna izin vermiyor. Ayrıca son gelen istatistikler, kullanıcılarının orjinal içerik oluşturmak yerine daha ziyade var olan içeriği “repin” ettiğini gösteriyor.

Facebook=2 Pinterest=2

Entegrasyon 

Her iki sitenin de diğer yapılarla entegrasyonu son derece kuvvetli. Facebook internette dışa giden tüm bağlantıların %26’sını, pinterest ise %2,5’ini karşılıyor. Ancak dikkatiniz çekerim bu işi 11 milyonun biraz üzerinde üye ile yapıyor. Buna rağmen enterasyon konusunda hala facebook önde…

Facebook=3 Pinterset =2

Maddeler ve kıyaslamalar çoğaltılabilir. Ancak sonuçta Facebook hep bir adım önde olacaktır. İşin özü itibari Pinterestte ilginç bulduklarınızı, Facebook’ta ise hayatınızı paylaşıyorsunuz. Sizce kıyas kabul eder mi?

Pinterest Nedir? ve Neden Önemli?

Pazar, 19 Şub 2012 yorum yok

Son günlerde bir pinterest fırtınasıdır gidiyor. Peki nedir bu pinterest? Pinterest kısaca imgeleme üzerine kurulmuş bir sosyal ağdır.  Siteye kayıt sırasında tarayıcınıza yükleyeceğiniz bir eklenti ile internet üzerinde ilginizi çeken ya da bilgisayarınızdan yükleyebileceğiniz resimleri takipçilerinizle paylaşabiliyorsunuz. Resimlerinizi ilgi alanlarınız çerçevesinde gruplandırabilmeniz için “board” sistemi oluşturulmuş. Bu şekilde takipçileriniz sizin tüm paylaşımlarınıza ya da sadece bir alandaki paylaşımlarınıza abone olabiliyorlar. Paylaşacağınız her resim ile birlikte site sizden bir açıklama istiyor. Bu açıklamada ürünün fiyatını dolar ya da sterlin işareti ile yazdığınız taktirde ise ürün sizin “board” unuz dışında  “Gifts” isimli bölümde de otomatik olarak yayınlıyor.

Sitenin 10 milyondan fazla kullanıcısı var fakat çok hızlı bir şekilde artıyor. Bu artışta facebook ve twitter ile olan sıkı entegrasyonun da önemli faydası var.

Gelelim başlıktaki ikinci soruya Pinterest neden önemli? Madde madde sıralamak isterim.

  1. Yeni! İmgeleme ile sosyal ağ mantığı ilk defa bu kadar kullanıcı dostu bir şekilde entegre oldu.
  2. Dizaynı internetin geleceği olan mobil yapıya son derece müsait. (şu an iphone ve android uygulaması var.)
  3. Pinlenen resim imgelendiği sitenin bağlantısı ile beraber geldiğinden dolayı önemli trafik yaratıyor.
  4. Markalar için kendilerini kolay ifade edebilecekleri ve kuvvetli viral etki oluşturabilecekleri bir platform.

Peki pinterest “the next big thing” olur mu?  İnsanların kendilerini ifade etme ihtiyaçlarını karşılamada eksik bir sistem, ancak kısa sürede en az twitter’ın boyutuna geleceğini düşünüyorum. Geleceğin facebook’u için ise son derece ilham verici bir yapı… Fotoğrafı tıklayarak benim pinterest profilime de ulaşabilirsiniz.

Sosyal Medya İle İş Bulma

Cumartesi, 18 Şub 2012 yorum yok

Ulaştığı kitle ve kullanım miktarı dikkate alındığında sosyal medya, adayların işverenlere, işverenlerinse adaylara ulaşabilmelerini sağlayan ciddi bir araç haline gelmiştir. İşe alacağı adayları kendisine gönderilen fax üzerinden tanımaya çalışan şirketketlerin yerini, geniş kapsamlı sosyal medya taraması sonucu çalışan seçen şirketler almıştır. Peki öyle mi gerçekten?

Ortalama bir şirketin insan kaynaklarına, ortalama bir pozisyon için 500’ün üzerinde başvuru olur. Bu çokluk içerisinde profesyonelce yönetilen sosyal ağ hesaplarınızın, sesinizi duyurmada size bir faydası olur mu ya da nasıl faydası olur?  İsterseniz önce 3 büyük network üzerinden tartışalım sonra bir infografik vereceğim.

1. Facebook:  Eğer kullanıcı adresinizi cv’inizin bir yerine iliştirmemişseniz, insan kaynakları uzmanı tarafından network içerisinde bulunmanız zordur. Facebook’ta isminiz arandığında sizinle aynı ismi taşıyan en az  50 kullanıcı ile karşılaşılır. Cv’nizdeki takım elbiseli fotoğrafınızla, arama sonuçlarında çıkan ufak profil resminizin örtüştürülmesi zordur. İhtimaller üzerinden gidilir. Her facebook kullanıcısının şahsına münhasır gizlilik ayarı olduğundan dolayı, bir süre sonra aramaktan vazgeçilir.  Şundan emin olabilirsiniz neredeyse hiç bir insan kaynakları uzmanı ilk görüşme öncesi facebook profilinizi incelemeyecektir. Ancak ikinci görüşmeye çağırılırsanız garanti veremem. Eğer gizlilik ayarlarınızda time line açıksa onu derli toplu tutmanız menfaatinizedir. Burada dikkat edilecek husus paylaşımlar arasında aşırılıklar olmamasıdır. Çok az insan kaynakları uzmanı, facebooktaki paylaşımlarınızdan profesyonel yetilerinizi analiz etmeye çalışır. Facebookta sergilenen özel hayatınızdır.

2. Twitter: Facebook ile karşılaştırıldığında size ulaşılması çok daha kolaydır. Yeni profil özellikleri ile kendinizi facebook’a yakın oranda ifade edebileceğiniz araçlar sunar. Eğer belli bir alanda uzmanlığınız varsa, twitter hesabınızı, ilginizi çeken şeylerle beraber uzmanlık alanınızdaki bilginizi paylaştığınız yarı profesyonel bir platform haline getirebilirsiniz. Bu sizin için önemli avantaj sağlar. Ben sahsen twitter adresim olan @sonmezmurat’ı bu şekilde kullanıyorum.

3.  Linked-in: Amacı profesyonel network sağlamak olan bir ağın, iş bulma noktasındaki önemini sanırım anlatmaya gerek yok. Derli, toplu, düzenli bir hesaba ihtiyacınız var. Sizi işe alacak olan profesyonellerin de neredeyse tamamının orada olduğunu ayrıca söylemeye gerek yok sanırım. Görüşme öncesinde, görüşeceğiniz kişi ile ilgili bir linkedin taraması, sizin için oldukça faydalı olacaktır.

Aşağıda 2012 yılına ait bir infographic bulacaksınız.  Yukarıdaki analizime az çok paralel şeyler söylemiş. Şöyle toparlayabiliriz;  “ne kadar Linkedin o kadar iş.”

social media job

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi ile Sosyal Medya Yorumu

Perşembe, 16 Şub 2012 yorum yok

Görsel

Girişimciliğin 1. ve 100. Kuralı

Pazartesi, 13 Şub 2012 yorum yok

steve jobsHaftasonu kitapçıda gezerken Neil Lewis’in Sistem yayıncılıktan çıkan bir kitabı gözüme takıldı. “Girişimciler İçin Yüz Kural”.  Rakama bağlı başarı reçeteleri her zaman merakımı celbetmiştir. İşin içeriği bir tarafa… Nasıl oluyor da yapılması gerekenler  böyle yuvarlak ya da tam bir eksiği rakamlarda toplanabiliyor. Mesela “Sağlıklı Kilo Vermek için 100 Yiyecek” ; “Daha Başarılı Bir Kariyer İçin 99 Adım” gibi… Bir gün “Çok Zengin Olmak İsteyenlere 57 Öneri” türünde bir kitaba rastlarsanız, lütfen haberdar edin, kaçırmak istemiyorum. 🙂

Bir yandan yukarıdakileri düşünceler aklımdan geçerken, bir yandan elim kitaba uzandı. Açtım. Birinci ve yüzüncü kuralın sadece başlıklarını okudum. Kuralların açıklamalarının ne anlattığını bilmiyorum. Ama başlıkların ben de doğurduğu düşünceleri paylaşmak isterim.

Kural 1: Yapın Gitsin!   

Diyelim ki ekibiniz için yeni bir satışçı yetiştiriyorsunuz. Yeni elemana satacağı ürün ve satış teknikleri konusunda her türlü eğitimi verdiniz. Geriye tek birşey kaldı. Gidip bir satış görüşmesi yapmak ve teoride öğrenilenleri pratikte test etmek. İşte işin en zor kısmı. Eleman bir türlü ilk görüşmesini yapamaz. Kırk dereden su getirir, karnı ağrır, hasta olur, randevu aldığı müşterinin eniştesi ölür! Randevu iptal olur. vs.vs. Böyle bir durumda ona dönüp şunu söylerim. Bizim elimizde bir ürün, karşıda da bu ürünü bizden alabilecek bir müşteri adayı var. Biz hiç birşey yapmazsak, satış olmayacak. En kötü satış görüşmesini yapsak bile, bu ürünün görüşmeden sonraki satılmış olma ihtimali, eylemsizlik durumundan daha yüksek. Git en kötü görüşmeni yap. İyi ihtimal satarsın, kötü ihtimal mevcut durum devam eder. (sözlerimi girift CRM teorilerinden bağımsız düşünün lütfen :)). Bir girişime hiç girişmezsen başarılı olma ihtimalin sıfırdır. En kötü girişimin bile başarılı olma ihtimali daha yüksektir.

Kural 100:  Şirketler gelir, şirketler gider. Her zaman girişimci olarak kalacaksınız! 

Sanırım kitabın yazarının girişimcilik ile ilgili yazmayı planladığı bir kitap daha var. Akıl verdiği adamlar batsa da müşteri potansiyelini korumaya çalışıyor :).  Bu konuda açık olacağım. Girişimci olunmaz girişimci doğulur. Zaten bağımsız iş yapma güdüsü,  içinizde varsa çok yapabileceğiniz birşey yok. Her fırsatta yeni projeler peşinde koşacaksınız. Velev ki 100. kural size şöyle dese bile…

“Ooolum hasta mısın? Dünya kadar para kaybettin. Hadi onu geçtim ömrüne yazık. Otur oturduğun yerde…”

İşin özeti; yüreğiniz size “herkes ölür ama sadece bazıları gerçekten yaşar diyorsa”, ben de Steve Jobs gibi “Stay hungry, stay foolish” derim. Zengin olacağınızı garanti edemem ama; saçınız kırardığında  “Yapmadığınızdan dolayı pişmanlık duyacağınız birşey olmayacağını” garanti ederim.

Sosyal Medyada Marka İletişim Dili

Cuma, 10 Şub 2012 yorum yok

Kendinizi sizin organize ettiğiniz geniş bir piknikte hayal edin lütfen. Samimi arkadaşlarınızın ve bu arkadaşlarınızın bazı tanıdıklarının bu piknikte olduğunu düşünün. Gayet sıcak bir ortam var. Bir arkadaşınız yanınıza geliyor ve sizinle Alacan(isim temsilidir) bir arkadaşını tanıştırmak istediğini söylüyor. Sonrasında Alacan ile aranızda geçen muhabbete bir göz atalım.

Alacan: Nasılsın?

Siz: Memnun oldum Alacan sen nasılsın?

Alacan: İyiyim aynı zamanda iyi bir buzdolabı üreticisiyim.

Siz: Ne güzel, nasıl buldun pikniği?

Alacan: İçecekler biraz sıcaktı. İki kapılı buzdolaplarında %25’e varan indirim var. Sanırım bir tanesine ihtiyacınız var.

Siz: Teşekkür ederim. Buzdolabımdan memnunum. Galiba soğuması için içecekleri daha erken dolaba koymalıydık.

Alacan: Sanmıyorum bence dolabınız soğutmuyor. Sizin kesin buzdolabına ihtiyacınız var. Ayrıca yeni evlilere ek %10 indirim yapıyoruz.

Siz: İhtiyacım yok ve ben 20 yıllık veliyim.

Alacan: O zaman eskisini getir yenisini götür kampanyasına sizi dahil edelim.

Siz: !!!!

Doğası gereği ve böyle tasarlandığından dolayı sosyal medyanın yukarıdaki piknik ortamından farkı yoktur. Marka olarak sosyal medya içerisinde bulunmak istiyorsanız, kurumsal elbisenizi bir kenara bırakarak muhabbet içerisine dahil olmanız gerekmektedir.Kimse, sürekli olarak kendisine birşey satmak isteyen, sadece yaptığı işten söz eden, konuşmalarında hareket, heyecan, samimiyet olmayan birisi ile arkadaş olmak istemez.

Diğer önemli bir nokta da sosyal medyadaki sohbet içerisine dahil olurken; marka iletişiminizi emanet ettiğiniz kişi ya da kurumların seçimidir.  Sosyal medya temsilcinizin en azından temel marka yönetimi bilgisine sahip olması gerekir. Laubalilikle samimiyet arasında ince bir çizgi olduğu unutulmamalıdır.

Google’ın Yeni Gizlilik Politikasına Farklı Bir Bakış

Perşembe, 09 Şub 2012 yorum yok

Google, 1 Martta yeni gizllik politikasını devreye sokuyor. Yeni politikanın neler getirdiğine isterseniz şöyle bir göz atalım.

1.Yeni gizlilik politikası ile google, 60 kadar hizmetinin gizliliğini tek metinde topluyor. Aslına bakarsanız bu hareket sadece gizlilik ile ilgili olmanın ötesinde, google plus ile başlayan çok daha büyük bir stratejinin parçası. Bu strateji ile google kendini, internet kullanıcısının internet üzerindeki tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir araç şeklinde konumlandırıyor. Bu şekilde internet üzerindeki tüm ihtiyaçlarınızı ya doğrudan google hizetlerinden ya da google hizmetlerini kullanarak ulaşacağınız bir kaynaktan alacaksınız. Yani her halükarda bir kez google uğrayacaksınız. Böyle bir stratejiye bütüncül bir gizlilik politikası gerekliydi; o da geldi.

2.Bu güne kadar google gizlilik politikası için, onlarca sayfayı bulan, onlarca çeşidi olan ve ne anlattığının anlaşılması son derece zor metinler kullanıyordu. Bu metinlerin koruyuculuğunda politik ve ticari olarak çok değerli bilgiler topladı. Şimdi ise herhangi bir şekilde saklamaksızın ben şahsi bilgilerinizi açık açık topluyorum, bu toplama işlemi için her türlü aracı kullanıyorum, bu bilgileri ticari olarak kullanıyorum, devletim talep ederse de bu bilgileri ona veriyorum diyor.  Ve ekliyor “istemeyen kullanmasın var mı ötesi?”

3.Bu güne kadar internet’in bireyi devletler önünde güçlü kılacağına dair bir görüş vardı. Anlaşılan o ki internet ile birey, sadece Arap diktatörleri önünde, o da izin verildiği ölçüde güç kazanıyor. Çok uluslu şirketler ve bu şirketlerin kurduğu en büyük devlet olan ABD önünde birey, git gide daha zayıf ve acınası bir hale geliyor. Belki çok ileri gittiğimi düşünebilirsiniz ama bu gizlilik politikası “gemin azıya alındığının” işaretidir. Kısa süre içinde  facebooktan da benzer hamleler gelirse kimse şaşırmasın.

Yukarıdakiler bir bakış açısının ifadesi… Aşağıda da google’ın neden bu değişimi yaptığı ile ilgli hazırladığı video var. Seçim sizin istediğinize inanabilirsiniz. Ama sonuçta hepimiz, paşa paşa bu hizmetleri kullanacağız. Var mı ötesi ?

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=KGghlPmebCY]

Gençlerin Güreş Tutukusu Işığında Sosyal Medyanın Geleceği

Çarşamba, 08 Şub 2012 yorum yok

İnternet; hayatımızın vazgeçilmezi…90’ların ikinci yarısından itibaren evimize, bir on yıl sonra da cebimize girdi. Tek tarafli bilgi akışı ile başlayan hikaye sosyal medyanın topa girişi ile “Zeki Müren’in de bizi görebildiği” bir hale geldi.

Benim neslim radyonun, televizyon ve telefonun iletişim aracı olarak kullanıldığı bir dünyada doğdu.  Yaşıtlarım ve benden küçük olanlar bu araçların olmadığı bir dünya tasavvuruna sahip değiller. Bizim için ateş, tekerlek ve yazı ne ise; radyo, telefon ve televizyon odur.  Hepsinin yokluk durumu da biz ve bizden sonrakiler için deneyimlenmemiştir.

Şimdi  sosyal medya üzerine doğan bir nesil geliyor. Bu nesil Facebook’suz bir hayatı, arkadaşları ile Facebook olmadan haberleşmeyi bilmiyor. Onbeş- onaltı yaşındaki bir gencin hayatından sosyal ağları çıkartsanız,  çevresi ile iletişimini en az %40 oranında kısıtlamış olursunuz. Bir gün facebook kapansa, bu gencin, bu beklenmedik durumla başa çıkacak ve arkadaşları ile iletişimini aynı kalitede devam ettirecek bir “b planı” yoktur. Çünkü gencimiz için elektrik ne ise Facebook odur.  Onun hayatında prefacebook dönemi hiç olmamıştır.

Sosyal medya, gelip geçici bir fenomen değildir. Sosyal medya, iletişimin geleceğidir. İnanmıyor musunuz?  Gençlerin, o küçücük telefon ekranlarında, bilmeyen için son derece karmaşık bir algoritma olan Facebook’la tutuştukları güreşi ve bunu yaparkenki tutkulu hallerini izleyin. Bana hak vereceksiniz.