arşiv

‘Yeni Dünya’ kategorisi için arşiv

Dijital Obazite’den Kurtulmanın Yolları

Salı, 14 Ağu 2012 yorum yok

Modern dünyanın, dijital uyaran bağımlılığı diye bir hastalığa sahip olduğunu düşünüyorum. Bu hastalığın temel belirtisi, elektronik bir uyaran olmaksızın yaşayamama halidir. Bir çeşit dijital obazite durumu. Sosyal ağların hayatımıza girmesi ve mobil cihazlarla entegrasyonu da üzerine tuz biber oldu. Uyarı mesajları, hatırlatmalar, güncellemeler, bizi ilgilendirse de ilgilendirmese de sürekli takip edebileceğimiz bir şeye sahibiz artık.

Oysa insanın üretken ve verimli olabilmesi için, çok bilgi alma bir tarafa aldığı bu bilgiyi analiz edecek ve kendisi için anlamlı sentezler oluşturacak zamana da ihtayacı var. Peki modern çağın bu takip deliliğinden kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Bu uyarı bombardımanı içerinde insan nasıl, stabil bir ruh haline sahip olabilir?

1. Filtereler oluşturun.

İnternet üzerinde size fonksiyonel faydası olan, bilgi akışını sağlayacak bir stratejiniz olsun. Bu başlı başına bir yazının konusu ancak sosyal medya kullanan herkes az çok kendi filtresini oluşturabilir. Twitter’da takip ettiklerinizi sizin için anlamlı olacak şekilde düzenlemek bile bir filtre oluşturmaktır.

2. Rahat olun.

Siz takip etmediğiniz için aksayacak şeyler sadece sizin sorumluluğunuz altında olanlardır. Proaktif olamayacağınız konularda sürekli malumat toplamaya çalışmanızın, size bir faydası yoktur. Yeni iphone şöyle mi olacak, böyle mi olacak? Kafa yormayın. Merak etmeyin çıktığında mutlaka haberiniz olur. 🙂

3. Son Dakikaları takip etmeyin.

Siz, son dakika ne olduğunu anlayıncaya kadar, yeni bir dakika gelecek. Bu yüzden hayatı takip etme biriminiz; dakika değil saat, hatta gün olsun.

Bu arada ben denedim. Bir hafta arkadan gelince de çok birşey kaçırmıyorsunuz. 🙂

4.Gücünüzün sınırlarlarının olduğunu kabul edin.

Sosunsuzluk hissinin insana veriliş amacı, sonsuz güzeliği talep etmesidir. Oysa bu isteğe sahip olan insanın gücünün yettiği yer sınırlıdır. Mevcut potansiyelinizi size faydalı olacak olanlara odaklayın. Aksi halde küçük isteklerinize dahi ulaşmanız hayal olabilir.

Herşey bir tarafa 50 sene önce dijital dünya yoktu ama dünyada yaşam vardi. 🙂

Categories: Hayat, İnternet, Yeni Dünya Tags:

Zor (Zar) Oyunu Bozar (bu da istatistiği)

Salı, 03 Tem 2012 1 yorum

GörselGoogle mühendislerinden Ben Gomes, geçtiğimiz günlerde San Francisco da düzenlenen Google etkinliğinde, Türk gazetecilerle Google ile alakalı pek çok güncel istatistik paylaşmış. Önceleri bu tip istatistiklerin tek şaşırtıcı yönü, içeriğini oluşturan rakamların büyüklüğü olurdu. Yapılan arama sayısı, indekslenen site sayısı, dünya üzerindeki toplam internet sitesi sayısı vs. vs. İşin doğrusu artık bunları önemsemiyorum, çünkü internetin büyüme hızı göz önüne alındığında; her halukarda 15 gün sonra güncelliğini yitiriyorlar. Ama bu sefer onca rakam içerisinde bir şey var ki; üzerinde mutlaka durulması gerekiyor. “Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.”

Google hem internet sitelerinin, hem de internet kullanıcılarının fişlenmesini sağlayan bir çeşit gözetleme sistemdir. Google sadece arama motoru vasıtası ile değil; mobil işletim sistemi olan android ve internet üzerinden sunduğu pek çok hizmet ile internet kullancılarının ayrıntılı profilinin çıkartılmasını sağlar. Bu sayede siyasi hareketlerden, bireylerin satınalma davranışlarına kadar pek çok kritik-stratejik öneme sahip alanda, sokaktaki insan, mevcut sistemin menfaatleri doğrultusunda yönlendirilir. Toplanılan bilgi ne kadar fazla ve ayrıntılı ise yapılacak yönlendirmelerin başarı şansı o kadar yüksektir. İşte tam bu noktada gözlerimi parlatan istatistik devreye giriyor.

“Google’da yapılan günlük sorguların %16’sını ilk defa yapılan aramalar oluşturuyor.” Günlük olarak bu kadar yüksek oranda sapma gösteren bir veriyi kullanarak, etkili hareketlerde bulunmanız zordur. Alacağınız tüm sonuçların dinamik olmasıdan dolayı, siz sonuçla ilgili bir aksiyonda bulununcaya kadar, mevcut ortam kendini yenilemiş olacaktır. Benim için süpriz olan işte tam da bu nokta oldu. Olağanüstü bir hızda kendini yenileyen insanoğlu’nun kuşatılması, tahminimden daha uzun zaman alacaktır. Hatta bu veriler ışığında belki de imkansız…  Tabii bu işin arama kısmı, diğer hizmetler ve android ile ilgili benzer istatistikler olsa eminin dijital ortamın, geleceğin dünyasına yönelik etkileri hakkında, daha net fikir sahibi olabiliriz.

İzleyin, izleyin…. Bir Gün Görürsünüz!

Cuma, 20 Nis 2012 yorum yok

ABD Senato’sundan geçen yasa çerçevesinde 2015’ten itibaren otomobillere, uçaklarda kullanılan karakutu benzeri bir alet takılacakmış. Bu alet sürekli olarak görüntü kaydedecek bu şekilde trafik kazalarının sebepleri daha net bir şekilde ortaya konulacakmış.

Biz çocukken bilim kurgu filmlerinde insanları izlemek amacı ile derilerinin altına çip yerleştirilirdi. Şükürler olsun ki cep telofonu icad edildi ve biz de çiplenmekten kurtulduk. Gönülü olarak herkesin yanında taşıdığı bu alet sayesinde yetkililer rahat bir şekilde bizi izleyebiliyorlar.  Ancak cep telefonun tasarımının gereği izleme yapanlar görüntü almakta zaman zaman zorluklarla karşılaşabiliyorlar. Bu sorunu çözmek amacı ile google geçtiğimiz günlerde gözlük icadını tanıttı. Bu muhteşem gözlük sayesinde, hayatımız ile ilgili hiç bir şey gözden kaçmayacak. Tüm yaşamımızı google’a raporlamanın lüksünü yaşayacağız.

Araç izleme, cep telefonu, gözlük ve internet  hareketlerinin takibi….  izleyin bakalım, ne göreceksiniz!!!

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=9c6W4CCU9M4]

Google Ceo’sunun Acı İtirafı ve Düşündürdükleri…

Perşembe, 19 Nis 2012 yorum yok

Google’ın Ceo’su Sergey Brin geçtiğimiz günlerde Guardian’a bir röportaj verdi. Yoğun günden arasında kendine çok da yer bulamayan röportaj, internette kişisel bilgilerin mahremiyeti noktasında acı bir itiraf niteliğindeydi.

Dünyanın bir çok yerinde büyük güçler ürkütücü bir biçimde interneti ele geçirdiler.”  Terminatör filmlerinin başlangıç repliklerini hatırlatan bu söz, ister istemez bazı soruları da beraberinde getiriyor. Tüm hayatın, özellikle sosyal ağlar ile sanal ortama aktarıldığı bir dünyada, büyük güçler interneti ele geçirmişler ise, ele geçirmedikleri neyimiz kalmıştır?

Bir taraftan “Paylaşın! paylaşın! Bak gizlilik ayarı var, verileriniz bizde güvende” denilip, diğer yandan da internetin ele geçirildiğinin söylemesi nasıl bir çelişkidir. Peki kimdir bu ürkütücü biçimde interneti ele geçiren büyük güçler? Brin’e soralım isterseniz.

ABD’li yetkililer Google’ın sunucularına çöreklendi ve şirket belirli zaman aralıklarıyla yetkililere bilgi vermeye zorlanıyor. Bazen yasal kısıtlamalar nedeniyle, bilgi vereceğimizi bile kullanıcılarımıza iletemiyoruz.

Ooooovvvvv bu çok ağır oldu. Daha birşey söylemiyeceğim. Herkes Brin ve arkadaşları ile ne paylaşıyorsa onu düşünsün. İnternete birşeyler yüklemek, sokatan geçen adama aile albümünüzü vermekten ya da hiç tanımadığınız B(i)rin’e kişisel sırlarınızı anlatmaktan farklı değil. Siz B(i)rin’e söylersiniz artık o da kime söylerse…

Sosyal medya ve Müşteri ilişkileri

Pazar, 04 Mar 2012 yorum yok

Sosyal medya’nın bir iletişim kanalı olarak ortaya çıkması, pek çok alanda olduğu gibi iş hayatın da da köklü değişimleri beraberinde getiriyor. Müşteri ile Firmanın (markanın) iletişim şekli eskiye oranla devrim denilebilecek ölçüde farklılaşıyor. Bu değişimin farkına varıp sürecin parçası olan markalar ilerde önemli kazanımlar elde edecekler. Sosyal medyaya gelip geçici bir moda gözü ile bakıp onu yeterince ciddiye almayanlar, bir süre sonra müşterileri ile iletişimde kör sağır ve dilsiz bir hale gelecekler. Peki sosyal medya ile gelen yeni süreçte neler değişti.

1. Tek bir müşterinin bile firma imajı ile ilgili oluşturabileceği etki sınırsız hale geldi. Memnun edilmeyen bir müşteri artık marka ile ilgili hayal edilemiyecek kadar yıkıcı etki oluşturabiliyor.

2. Firma, müşteriyi sadece kendi oluşturduğu iletişim kanallarında değil, tüm sosyal medya içerisinde dinler duruma geldi.

3. CRM süreçleri kaotik hale geldi. Sınırları çizilemeyen iletişim kanalları sebebi ile artık CRM süreçleri, esnek, çabuk değiştirilebilen, dedike edilmesi zor bir yapıda.

4. İletişimde zaman kavramı ortadan kalktı. Marka olarak 24 saat gözünüz kulağınız açık olmalı,  9-18 devri kapandı.

Unutmamak gerekir. Değişimi yönetmek, zorla değiştirilmekten her zaman daha karlıdır.

Aşağıda bu değişimi farklı bir bakış açısı ile gösteren bir infografik bulacaksınız. 

Zuckerberg! Sır saklar mısın?

Pazartesi, 27 Şub 2012 yorum yok

Genç adam kameranın içine bakarak “hayatınızla ilgili daha fazla şeyi dünya ile paylaşacaksınız, çünkü yeni trend bu” diyordu.

Zuckerbergten söz ediyorum. Facebook’un göz önündeki CEO’sundan… Yeni trendin kişisel yaşamı tüm dünya ile paylaşmak olduğunu söylüyor. Elimizdeki en eski yazılı metinler 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bilebildiğimiz kadarı ile insanlar 5000 yıldır yazı ile; dünya üzerinde varoldukları andan itibaren de çeşitli araçlar ile haberleşiyor. Bu iletişimin çok basit bir işleyişi var. Mesajı veren ve alan. Ne hikmetse Facebook icat olduktan sonra mesajı veren var ama mesajın kime gittiği, alması gerekeninin de alıp almadığı belli değil.  Arkadaşlarınız görsün diye yüklediğiniz bir resim; İstihbarat servislerine, büyük şirketlere ya da hiç tanımadığınız bir yabancıya gidebilir. Pardon yabancıya gitmemesi için üç ayda bir değiştirilen (çünkü üç ayda üyeler nasıl çalıştığını çözüyorlar) bir gizlilik ayarı var. İstihbarat servisleri ve büyük şirketler ile ilgili kısmını ise taktirlerinize bırakıyorum. Bir de silme kısmı var ki hafızanız siler ama facebook hiçbir şeyi silmez.

Üşenmemişler facebooksuz bir hayatta, facebook’un kuralları ile nasıl yaşanabileceğine dair bir video hazırlamışlar. Bunu yaparkende facebook’un filmi olan filmi “social network” ten ilham almışlar. Keyifle izledim. Nasıl bir trend içinde olduğumuzu kimin trenine bindiğimizi göstermesi açısından da önemli… hadi, dürttüm sizi…

http://www.youtube.com/watch?v=OXVg8NdIMvw

Nasıl Kişisel Marka Olunur?

Perşembe, 23 Şub 2012 yorum yok

Kişisel marka olmaya dair güzel bir infografik. İsmini marka haline getirmek isteyenlere adım adım bir yol haritası çiziyor.

personal Branding

Pinterest Nedir? ve Neden Önemli?

Pazar, 19 Şub 2012 yorum yok

Son günlerde bir pinterest fırtınasıdır gidiyor. Peki nedir bu pinterest? Pinterest kısaca imgeleme üzerine kurulmuş bir sosyal ağdır.  Siteye kayıt sırasında tarayıcınıza yükleyeceğiniz bir eklenti ile internet üzerinde ilginizi çeken ya da bilgisayarınızdan yükleyebileceğiniz resimleri takipçilerinizle paylaşabiliyorsunuz. Resimlerinizi ilgi alanlarınız çerçevesinde gruplandırabilmeniz için “board” sistemi oluşturulmuş. Bu şekilde takipçileriniz sizin tüm paylaşımlarınıza ya da sadece bir alandaki paylaşımlarınıza abone olabiliyorlar. Paylaşacağınız her resim ile birlikte site sizden bir açıklama istiyor. Bu açıklamada ürünün fiyatını dolar ya da sterlin işareti ile yazdığınız taktirde ise ürün sizin “board” unuz dışında  “Gifts” isimli bölümde de otomatik olarak yayınlıyor.

Sitenin 10 milyondan fazla kullanıcısı var fakat çok hızlı bir şekilde artıyor. Bu artışta facebook ve twitter ile olan sıkı entegrasyonun da önemli faydası var.

Gelelim başlıktaki ikinci soruya Pinterest neden önemli? Madde madde sıralamak isterim.

  1. Yeni! İmgeleme ile sosyal ağ mantığı ilk defa bu kadar kullanıcı dostu bir şekilde entegre oldu.
  2. Dizaynı internetin geleceği olan mobil yapıya son derece müsait. (şu an iphone ve android uygulaması var.)
  3. Pinlenen resim imgelendiği sitenin bağlantısı ile beraber geldiğinden dolayı önemli trafik yaratıyor.
  4. Markalar için kendilerini kolay ifade edebilecekleri ve kuvvetli viral etki oluşturabilecekleri bir platform.

Peki pinterest “the next big thing” olur mu?  İnsanların kendilerini ifade etme ihtiyaçlarını karşılamada eksik bir sistem, ancak kısa sürede en az twitter’ın boyutuna geleceğini düşünüyorum. Geleceğin facebook’u için ise son derece ilham verici bir yapı… Fotoğrafı tıklayarak benim pinterest profilime de ulaşabilirsiniz.

Google’ın Yeni Gizlilik Politikasına Farklı Bir Bakış

Perşembe, 09 Şub 2012 yorum yok

Google, 1 Martta yeni gizllik politikasını devreye sokuyor. Yeni politikanın neler getirdiğine isterseniz şöyle bir göz atalım.

1.Yeni gizlilik politikası ile google, 60 kadar hizmetinin gizliliğini tek metinde topluyor. Aslına bakarsanız bu hareket sadece gizlilik ile ilgili olmanın ötesinde, google plus ile başlayan çok daha büyük bir stratejinin parçası. Bu strateji ile google kendini, internet kullanıcısının internet üzerindeki tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir araç şeklinde konumlandırıyor. Bu şekilde internet üzerindeki tüm ihtiyaçlarınızı ya doğrudan google hizetlerinden ya da google hizmetlerini kullanarak ulaşacağınız bir kaynaktan alacaksınız. Yani her halükarda bir kez google uğrayacaksınız. Böyle bir stratejiye bütüncül bir gizlilik politikası gerekliydi; o da geldi.

2.Bu güne kadar google gizlilik politikası için, onlarca sayfayı bulan, onlarca çeşidi olan ve ne anlattığının anlaşılması son derece zor metinler kullanıyordu. Bu metinlerin koruyuculuğunda politik ve ticari olarak çok değerli bilgiler topladı. Şimdi ise herhangi bir şekilde saklamaksızın ben şahsi bilgilerinizi açık açık topluyorum, bu toplama işlemi için her türlü aracı kullanıyorum, bu bilgileri ticari olarak kullanıyorum, devletim talep ederse de bu bilgileri ona veriyorum diyor.  Ve ekliyor “istemeyen kullanmasın var mı ötesi?”

3.Bu güne kadar internet’in bireyi devletler önünde güçlü kılacağına dair bir görüş vardı. Anlaşılan o ki internet ile birey, sadece Arap diktatörleri önünde, o da izin verildiği ölçüde güç kazanıyor. Çok uluslu şirketler ve bu şirketlerin kurduğu en büyük devlet olan ABD önünde birey, git gide daha zayıf ve acınası bir hale geliyor. Belki çok ileri gittiğimi düşünebilirsiniz ama bu gizlilik politikası “gemin azıya alındığının” işaretidir. Kısa süre içinde  facebooktan da benzer hamleler gelirse kimse şaşırmasın.

Yukarıdakiler bir bakış açısının ifadesi… Aşağıda da google’ın neden bu değişimi yaptığı ile ilgli hazırladığı video var. Seçim sizin istediğinize inanabilirsiniz. Ama sonuçta hepimiz, paşa paşa bu hizmetleri kullanacağız. Var mı ötesi ?

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=KGghlPmebCY]

Gençlerin Güreş Tutukusu Işığında Sosyal Medyanın Geleceği

Çarşamba, 08 Şub 2012 yorum yok

İnternet; hayatımızın vazgeçilmezi…90’ların ikinci yarısından itibaren evimize, bir on yıl sonra da cebimize girdi. Tek tarafli bilgi akışı ile başlayan hikaye sosyal medyanın topa girişi ile “Zeki Müren’in de bizi görebildiği” bir hale geldi.

Benim neslim radyonun, televizyon ve telefonun iletişim aracı olarak kullanıldığı bir dünyada doğdu.  Yaşıtlarım ve benden küçük olanlar bu araçların olmadığı bir dünya tasavvuruna sahip değiller. Bizim için ateş, tekerlek ve yazı ne ise; radyo, telefon ve televizyon odur.  Hepsinin yokluk durumu da biz ve bizden sonrakiler için deneyimlenmemiştir.

Şimdi  sosyal medya üzerine doğan bir nesil geliyor. Bu nesil Facebook’suz bir hayatı, arkadaşları ile Facebook olmadan haberleşmeyi bilmiyor. Onbeş- onaltı yaşındaki bir gencin hayatından sosyal ağları çıkartsanız,  çevresi ile iletişimini en az %40 oranında kısıtlamış olursunuz. Bir gün facebook kapansa, bu gencin, bu beklenmedik durumla başa çıkacak ve arkadaşları ile iletişimini aynı kalitede devam ettirecek bir “b planı” yoktur. Çünkü gencimiz için elektrik ne ise Facebook odur.  Onun hayatında prefacebook dönemi hiç olmamıştır.

Sosyal medya, gelip geçici bir fenomen değildir. Sosyal medya, iletişimin geleceğidir. İnanmıyor musunuz?  Gençlerin, o küçücük telefon ekranlarında, bilmeyen için son derece karmaşık bir algoritma olan Facebook’la tutuştukları güreşi ve bunu yaparkenki tutkulu hallerini izleyin. Bana hak vereceksiniz.