arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘hayat’

Eksi Bir’den Zirveye

Cumartesi, 16 Şub 2013 1 yorum

cold mountain topTükendiğinizi düşünün, sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğinizi… Yeniden ayağa kalkmak için gerekli olan tüm maddi ve manevi imkanlardan yoksun olduğunuzu… Hayatınızın ortasına bir bomba düştüğünü, bütün geleceğinizi savurup attığını kavurup yok ettiğini düşünün…Ne yapardınız?

Japonya’nın hareket tarzı bu soru için güzel bir cevap olabilir. Harabeye dönmüş bir ülke, milyonlarca ölü ve gururu kırılmış bir millet.. Karşılarında ise maddi manevi her türlü imkana sahip ve savaştan zenginleşerek çıkmış düşmanları; ABD.

Peki Japonları savaştan sonra sadece kırk yıl içerisinde dünyanın süper gücü haline getiren düşünce neydi? Nasıl oldu da kalkınma için gerekli tüm sermayeden yoksun olan bu millet, kırk yıl içerisinde, en büyük rakibi olan sermaye zengini ABD’ye kafa tutar hale geldi. Cevap: Kaizen… Kaizen, ufak ufak ama sürekli iyileştirmeyi temsil eden bir iş felsefesi. Her gün, yaptığın işi daha iyi yap. Her gün, var olanın üzerine ufak da olsa seni ileriye götürecek bir şeyler ekle.

İnsan zihni, nesneleri ve olayları bütüncül görecek şekilde programlanmıştır. Bu çoğu zaman hayati derecede faydalı bir özelliktir. Bize çerçevenin bütününü göstererek kapsayıcı stratejiler üretebilmemizi sağlar. Problem çözme konusunda son derece yararlı olan bu özellik, iş çözülen problem ile ilgili aksiyon almaya geldiğinde tam tersi etki gösterebilmektedir. Çünkü kısıtlı imkanlarınız ile büyük problemlerin üstesinden gelmeyi planlıyorsanız işe mecburen küçük adımlar ile başlamalısınız. Japonların yaptığı gibi, her gün ufak ama sürekli iyileştirme…

İş hayatında ya da özel hayatınızda büyük problemler ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Problemin büyüklüğü zaman zaman yıkıcı bir hal alabilir. Böyle bir durumda yapılması gereken “sakin olmaktır” demiyorum. Çünkü hepimiz insanız ve doğamız gereği kırılganız. Bir kere mevcut durumu kabullenmek gerekir. Bunu kabullenmek bile emin olun sizi daha güçlü kılacaktır. Sonra çözüm için adım atmak gerekir. Burada büyük planlar, kapsamlı stratejiler peşinde koşmayın. Sadece bir adım atın. Sabah kalkın, başka bir şey düşünmeyin. Sadece daha iyiye gitmenizi sağlayacak bir adım atın. Çoğu zaman yol, en iyi öğretmendir ve size çözümü getirecektir.

Merak etmeyin. Zamanla adımlarınız hızlanıp, genişleyecek, bacaklarınız güçlenecek, adımlarınız kuvvet kazanacak. Unutmayın! Binlerce kilometrelik yol tek bir adımla başlar, zirveye giden yollar bile… 🙂

Tuhaf Bir Bir Yolculuk Hikayesi…

Çarşamba, 05 Ara 2012 yorum yok

Ne kadar önce başlamıştı, yeni kıtaya yolculuğu, hatırlamıyordu. Çünkü artık zamanı hissetmiyordu. Tek hissettiği acı idi, saf acı… Bacağına aldığı darbe ile gelen acı pencereden süzülen bahar güneşinin aydınlattığı kavruk yüzüne, dalga dalga yayıldı. Esmer elleri ile sıkıca kavradığı kurşun gibi ağır yükü,  omurgasının sağ yanını toprağa çekiyordu. Ölüm beni çağıyor kelimeleri döküldü dudaklarından.

Burada herkesin durumu aynıydı.  Ama en çok yüreğini kadınlar ve çocukların hali burkuyordu. Kundaktaki bebeği ile kesif kalabalığın içindeki anne, gözleri ile merhamet dileniyordu. Ama kimden, nereden? Yer Lal. Gök Lal… Sonra bir ihtiyar inlemesi  duyuldu. Belki de yorgun bir beden, artık pes edip bir ileri bir geri yalpalanmaya dayanamamıştı.

Kara gözleri pencereden, uzaklara, baharın boyadığı mavi gök yüzüne takıldı. Daldı gitti. Oysa yolculuk için ferahlık derlerdi. Umut derlerdi. Hele bir kıtadan başka bir kıtaya oluyorsa… Yutkundu, göz bebekleri küçüldü, bayılacağını hissetti. Onu bu donuk halinden kurtaran derin, tok bir ses oldu. “Altunizade”  Uyuşmuş, darbe almış ve artık hissetmediği ayağı ile kalabalığın içerisinden topallaya kurtulmaya çalıştı. En son laptop çantasını çekti ki; az kalsın metrobüsün kapısına sıkışacaktı. Düşen kulaklığını tekrar kulağına taktı.İstasyonun ilerisindeki söğüt ağacındaki sercelere ve mavi gökyüzüne bir de çıktığı metrobüse baktı. Radyoda “Batsın bu dünya” çalıyordu. Dudaklarında muzip bir gülümseme….

Adım adım…

Pazar, 09 Eki 2011 yorum yok

adım adımYolun yarısı diye ifade edilen noktaya yaklaşırken, tecrube adına ne devşirdim diye zaman zaman heybeme bakıyorum. İçindekilerin bazıları önümü aydınlatacak cinsten, bazılar ise yurtdışı dönüşü cepte kalmış bozuk para gibi; değerli ama o hali ile işime yaramıyor. Mesela, bir gencin lise çağında ne okuması gerektiğini hangi eserlerin önündeki hayatta kendisine yoldaş olabileceğini  biliyorum. Ama maalesef, ben liseli değilim. Belki bu bilgi değerli ama, benim işime yaramıyor. Bu da hayatın cilvesi herhalde…

Bazıları ise her daim işe yarayacak cinsten. Bir örnek;  Az miktarda da olsa sürekli yapılan işlerde başarı şansı neredeyse yüzde yüz… Yola kaplumbağa adımları ile çıksanız bile, mesafe kat ettiğinizden dolayı eninde sonunda ulaşmak istediğiniz yere varıyorsunuz. Genelde gençlikte tez canlılık ağır basıyor. Hemen olmayacak ile hiç olmayacak, bir tutuluyor. Oysa adımların uzunluğu ve büyüklüğü beraberinde tökezlemeleri de getiriyor. 20 sene, 20 yaşındaki bir genç için çok uzun bir zaman olabilir. Ama o yaşlardan itibaren kişinin hayatına yapacağı küçük katkılar, 40 yaşında büyük farklar oluşturuyor.

Ne diyelim, gençlikte sabır,  yaşlılıkta ataklık ve cesaret turfanda meyve gibi… Mevsimi olmadığı halde elinize geçerse, tadı yoktur ama, o vakit yemenin keyfi, herşeye değer.

Categories: Genel, Hayat Tags: , , ,